2 Mart 2012 Cuma

AYIN BİRİ KİLİSESİ


Bir süredir aklıma düştüğünde baktım ki ayın biri olmuş "Hadi gideyim" dedim. 8 yıl önce bir arkadaşımla gitmiştim ilk kez. Unkapanı'nda İMÇ bloklarının hemen arkasında bir Ortodoks kilisesi olan Meryem Ana Kilisesini halk Ayın Biri Kilisesi olarak biliyor. Gelmeyeli hayli bir zaman olduğundan sokağı karıştırıyorum. Esnaf ben sormadan tarif ediyor; "İlerde yolun solunda abla." Tam oraya doğru giderken yanımda bir araba duruyor. İki genç kız "Acaba.." diyor, devamını getirmeden, "Yolun sonunda." diyorum. "Buyrun siz de binin arabaya." diyorlar. İki kilo fazlam var yürüsem iyi olacak desem iyi olurdu fakat soğuğu bahane ederek arabaya bindim.
"Bir faydası oluyor mu?" diye sordu arabayı kullanan genç kız.
"Oluyormuş." dedim.

Kilisenin önüne geldiğimizde onlar arabayı park etmek için park yerine giderlerken ben teşekkür edip indim. Bahçede nazarlıktan, küçük zillere kadar çeşitli objeler satılıyor. İçerisi öğle  bir kalabalık ki adım atmak mümkün değil. Girişte sağ tarafta bir görevli küçük anahtarlar dağıtıyor 1 lira karşılığında. Anahtarlardan bir kaç tane aldım. Bazıları ısmarlamaydı çünkü. Bir kaç tane de mum. Mumları yakmadan önce kendi dinimden olmayan bir ibadet yerinde ibadet etmek günahsa allahtan af diledim. Nihayetinde hepimizin allahı bir değil mi?
Zaten kilisenin içi oldukça küçük, şöyle bir tur atıp duvarın dibinde sıra sıra dizilmiş koltuklardan boş olan birine oturdum. Önümde uzun bir kuyruk var. Kilisenin genç rahibinin kendilerini takdis etmesini bekliyor insanlar. Onları seyrederken yanıma bir kadın yanaştı. Aramızdaki diyalog aynen şöyle;
"Siz bilirkişiye benziyorsunuz, bu anahtarları ne yapacağım?"
"İkonların bulunduğu çerçevedeki anahtarlığı sembolik olarak açmaya çalışacaksınız."
"Sembolik demek.."
"Evet."

Kadın uzaklaştı, onunla konuştuğumu gören başka bir kadın; "Aşağıda ne var acaba," demez mi?
"Kutsal olduğu kabul edilen çeşme var. İsterseniz yüzünüzü yıkıyorsunuz, isterseniz de küçük şişelerle alıp evinize götürüyorsunuz."
Biri daha bir şey sormadan oturduğum yerden kalktım. Duaları kabul olan kadınlar kesme şeker dağıtıyorlar içeride. Kesme şekeri itibar etmedim ama bir kadının dağıttığı bademli çikolatadan aldım. 
Papazın önüne doğru sıra olan kadınların ne yaptığını görmek için oraya ilerledim. Papaz kadınlara ismini soruyor, sonra da elini omuzuna koyarak dua okuyordu. Yaşlı bir kadına ismini sordu. Kadın papazın kulağına eğilerek uzun uzun bir şeyler söyledi. Papaz da; "Siz perşembe günü gelin." diyerek kadına yolladı. 
Kilisenin karanlığından dışarıya çıktım. Buz gibi bir hava vurdu yüzüme. 
8 yıl önce dileğim gerçekleşmişti. Bu dileğimin de gerçekleşmesini ümit ederek Taksim'e doğru yola koyuldum. 
Not; Ben bu yazıyı yazdıktan sonra Hürriyet'in internet sayfasında Ayşe Arman da aynı gün Ayın Biri Kilisesine gittiğini yazmış. Ben görmedim ama bu yazıyı yazdığımda ondan etkilenmedim.

Hiç yorum yok: