16 Nisan 2010 Cuma

HATAY



Büyük kızımla küçük bir seyahat yaptık.
İki yıl aradan sonra ilk kez uçak yolculuğu yapacağım.  İki el çantasına koyduk eşyalarımızı. Maksat valiz kuyruğunda beklememek. Ortalama Türk  insanının yaptığı gibi havaalanına istenilen saatten çok daha önce geldik. Ya trafik sıkışık olursa, ya uçak erken kalkarsa… Check-in işlemlerini bilgisayardan yaptığımız için aslında erken gitmemize de gerek yok. Ama tedbirliyiz.
Havaalanında bizi uçağa götürecek otobüsü beklerken  adamın biri elindeki telefonla olur olmaz resimler çekiyordu. Adam sürekli bir yerleri çekiyor biz de dahil herkes “Acaba o resim karesinde ben de çıktım mı” diye tedirgin oldu. Hatta adama ters ters bakanlar da oldu fakat o hiç umursamadığı gibi, otobüs te bile resim çekemeye devam etti. Belli ki telefonunu yeni almıştı.
Hatay’a ilk kez gidiyorum ve bildiğim şeyler; Yemeklerinin çok iyi olduğu, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra 1939 yılında halkın kendi  iradesiyle Türkiye cumhuriyeti sınırları içinde olmak istemeleri. 2039 yılında tekrar bir referandum yapılıp halka sorulacağı. 
İster misiniz halk "Biz artık Türk vatandaşı olmak istemiyoruz. eskiden olduğu gibi Fransız  himayesine girmek istiyoruz” desinler.
Diğer bildiğim ; Hristiyanlığı yaymak için Hatay’a gelen havarilere yardım ettiği gerekçesi ile zamanın puta tapanları tarafından öldürülen Habib-i Neccar’ın adını alan dağı, Camii ve Türbesi. Camii ve Türbe onarılıp halkın ziyaretine açılmış. Kızımla birlikte türbeye inmek istedik. Dar bir merdiven ile iki kat yerin dibine iniyorsunuz. Küçücük bir odada iki mezar. Birinin çocuk mezarı olduğu anlaşılıyor. Kızım korktu ben kapalı yerde kalma korkumu belli etmediysem de dua okuyup çabucak gün yüzüne çıktık.
Şehir eski ve yeni olmak üzere ikiye ayrılmış. Yeni olan taraf tahmin edileceği gibi modern yerleşim yerleri olmuş. İstanbul’un bazı kenar semtlerinde görmeye alıştığımız kiremitsiz evleri burada görmek mümkün değil.
Eski şehir dokusu fazla bozulmadan muhafaza edilmeye çalışılmış. Sokaklar gerçekten çok dar ve labirent gibi. İki insanın yan yana geldiğinde ancak geçebileceği genişlikteki sokaklardan bir arabanın geçmesi mümkün görünmüyor.
Dar yollar beton kaplanmış ve tam ortada küçük bir su yolu yapmışlar. Evlerinin önünü yıkayanların suları, yağmur suları burada küçük çaplı bir dere görünümünde.
Bu dar yollardaki evlere girmek için bir kapı görünüyor fakat o kapı eve değil evin avlusuna açılıyor. Evlerin pek çoğunda dışarıdan fark edilmeyen şirin,  kapı önü bahçeleri var. Sokaklarda,  avlularda  dikkatimi çeken, her tarafın beton oluşu. Sanırım çok yağmur alan bir şehir olduğu için çamuru önlemek amacıyla evlerin bahçe kısmı betonlaştırılmış. Betonların arasında bir, iki ağaca rastlamak mümkün.
Uçaktan indikten sonra biraz şehir turu yaptık , oradan da yemeğe. Şehrin içinde bir restoran beklerken kenar bir semtte, dışarıdan bakıldığında esnaf lokantalarını andıran bir yere girdik. Adı Özlem Restoran. Arkada,  küçük  bir dereye bakan sade sevimli bir bahçeye çıktık. Bizi getiren uçağın pilotlarının da bulunduğu bir grup neşe ile yemeklerini yiyordu.
O kadar çok meze ve salata geldi ki ana yemeği istemek konusunda tereddüt ettik. Etler tam ayarında pişmiş ve lezzetliydi. Garsonlar yemeğin bitiminde kolonya ikram ederken bile "Hoş geldiniz" diyorlar. Restoran sahibi bizzat gelip ilgileniyor.
Hatay denince akla künefe geliyor. Hemen her sokakta bir künefeciye rastlamak mümkün. Künefeyi,  dondurma, kaymak, fıstık eşliğinde sunuyorlar. Gece geç saatlere kadar açık olan künefeciler var. Bu kadar künefe tüketen bir şehirde nüfus patlaması yaşanmaması garip…
Hatay’a tepeden bakınca iki yerde yeşillik görüyorsunuz. Biri mezarlık, diğeri  Fransız’ların döneminden kalma park. Asi Nehrinin hemen yanındaki parkta yüz yıllık ağaçlar görmek mümkün. Belediyeler arası  moda yarışında birinci sırayı kaptırmayan  açık hava spor aletleri burada da konuşlanmış. Üzerinde pantolon, makosen ayakkabılar, elbiseler, paltolarla  aletlerde mekik çeken pedal çevirenler burada da vardı.
Suriye sınır kapısı açıldıktan sonra şehre bir canlılık geldiği söyleniyor. Her dinden insanın  özgürce yaşayabildiği güzel bir doğu akdeniz kenti olan Hatay, görmeyenler için şiddetle tavsiye edilir. Bakarsınız 2039 da Türkiye sınırları içinde olmak istemezler. Bu sefer de pasaportla girmek zorunda kalırsınız.
 

1 yorum:

Adsız dedi ki...

roka salatası ve tereyağlı humus.... mmmmm ne güzeldi dimi selmiiş