25 Nisan 2010 Pazar

TAKSİM - TAKSİM


22 yıldır İstanbul'dayım.
Taksim'e son iki yılda gittiğim kadar 20 yılda gitmedim.
Geçen yıl çalıştığım derginin reklam görüşmeleri için Taksim ve civarını fazlaca kullandık. Bu yıl evde olmama rağmen kuzenim, çocuklarım ve arkadaşlarımla bir çok defalar gitmişiz.
İtiraf etmeliyim ki çok kalabalık yerler beni yorar. İnsanların sürtünerek yanımdan geçmesinden de hiç hoşlanmam.
Eee..
O zaman ne işin var Taksim'de diyebilirsiniz.
Öncelikle araba kullanmak istemediğimde otobüsle gidilebilecek en merkezi yer olduğu  ve kızlarımın en sevdiği yer olduğu için Taksim olmazsa olmazlarımız arasına girdi.
Büyük kızımın Doğum günü vesilesi ile Taksim'e hem de cumartesi günü gitme gafletinde bulundum. İstediği bazı kıyafetler vardı ve kapalı bir mekanda gezmektense İstiklal caddesinde yürüyüş yapmamızı istedi.
İşinden dolayı haftanın 5 günü Taksim'de olmasına rağmen orayı tercih etti.
Aman allahım nasıl bir kalabalık.
Her tarzda, her yaşta kadın erkek aşağıya yukarıya akıyor.
Biz de o güruha katıldık. Önce aşağıya sonra da yukarıya bir gezinti yaptık. Bu iki gezi arasında eski Markiz'den yemek kulübüne dönüşen yerde kahvaltımızı yaptık.
Her zaman benim başıma gelen bir olay bu sefer yan masamızdaki genç çiftin başına geldi. Bizden önce sipariş veren çift beklerken bizim siparişimiz gelmiş ve yemeği yarılamıştık bile. Yanımızdaki masada oldukları için bu durumun farkına varıp kızdılar ve mekanı terk ettiler.
Genç çiftin bütün bir günü mahvolmuştur eminim. İkisinin de yüzünden düşen bin parçaydı çünkü.

Karnımızı doyurduktan sonra Mango'ya girdik. Kızıma birkaç parça giysi alacağız. İstiklal Caddesi Mango üç katlı ferah bir bina. Giriş katına o kadar çok koltuk koymuşlar ki bir an kendinizi tiyatro sahnesinde sanıyorsunuz. Fakat koltukların hemen hepsi dolu.
Eşi veya kız arkadaşı alışveriş yapan erkekler oturmuş, beş karış suratla etrafa bakıyorlar. Kadınlar ortada görünmüyor. Sonra kızımı takip ettiğimde kadınların yerini keşfettim. Soyunma kabininin önünde çift sıra halinde ellerinde dağ gibi giysilerle bekliyorlar. Obez durumundan yarım puanla sıyrılmış kadınlar ellerindeki 38 beden pantolon için görevli kızlara "Bunun bir beden büyüğü yok mu?" diye soruyor.
Allah için mağaza görevlileri eğitimli. "Bunun değil 40 bedeni 46 bedene bile girmeniz mümkün değil" demiyor.
"Maalesef kalmadı efendim" diyerek kadının gönlünü hoş ediyor.
Bu arada kızım tatil köyünde giyilecek tarzda kıyafetler ile kabin sırasını bekliyor.  Avukat olduğunu ve haftanın en az üç günü Adliyeye gittiğini değil de tatil köyünde animasyon ekibinde olduğunu zannediyor herhalde. Duruma el koymam lazım.
Deneyimli bir anne olarak Kumaş pantolon, Ceket, iki gömlek ile durumu kurtardık. Ama pantolonun pembe, ceketin nar kırmızısı ve gömleklerin de süslü püslü olduğunu söyleyerek ikimizin de dediğinin olduğunu belirteyim. Yani ikimiz de mutluyuz.
İstiklal caddesi boyunca yaptığımız gezinin iki katı alışverişte yoruldum. Allahtan kızımın arkadaşı bize katıldı da ikisini baş başa bırakıp soluğu otobüste aldım.
Yanıma oturan 30 yaşlarındaki kadın yol boyunca beynime taciz etti. Ankara'dan arkadaşına misafir geldiğini nerede ineceğini bilmediğini, İstanbul'da şoförlerin çok hızlı araba kullandığını ve bir sürü konulardan bahsetti.
Yasak olmasına rağmen sürekli telefonla konuştu.
Eve geldiğimde bir süre Taksim'e gitmeyeceğime kendime söz verdim.

2 yorum:

sahra dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Adsız dedi ki...

senden sonra biz cihangir ve galata'da dolaştık. sokakta dilim ananas ve otto'da rokalı pizza yedik. ve deeee finali senin de çok sevdiğin cremeria milano'dan dondurma ile yaptık. keşke sen de gelseydin balıım