13 Haziran 2011 Pazartesi

EMEKLİLİK HER ŞEYİN SONU MU, YOKSA HAYALLERİN BAŞLANGICI MI?


Yaşlılığın yıldızlar kadar uzak olduğunu düşündüğüm yıllarda Ege veya Akdeniz'e yaptığımız yaz tatillerinde Avrupalı yaşlı turistlere rastlar, onları hayranlıkla izlerdim. Kadınlar zayıf ve bakımlı, erkekler biraz daha yaşlanmış ama dinç halleriyle her aktiviteye katılır, her anın tadını çıkartırlardı. 
Bazen  az da olsa yaşlı Türk turistler olurdu gittiğimiz otellerde. Ya sıcak kuma gömülmüş ağrıyan yerlerini kumla tedavi etmeye çalışırlar, ya da oturdukları yerden kalkmazlardı.
Ara sıra da torunlarının peşinde koşan büyük annelere rastlardım. Ama onlar için tatil değil de toruna bakma gezisi olurdu bu. Aradaki çelişkili fark dikkatimi çeker Avrupanın güneş görmeyen ülkelerinden gelenlerin ağrıya daha yatkın olması gerekirken neden bol güneş alan ülkemizin yaşlısının romatizmaları azar, ağrı çeker diye düşünürdüm. Sonra bol protein yerine bol ekmek yediğimizi hatırlardım.
Bazen aynı masayı paylaştığımız yada aynı gezide yan yana düştüğümüz yaşlı turistlerle konuşurken ülkemize defalarca geldiklerini, sadece ülkemizi değil dünyayı gezdiklerini anlatırlardı. Orta gelirli Avrupalı yaşlılar bütün dünyayı gezerken bizim yaşlılarımız kaplıcaya gidebiliyorsa kendini şanslı hissediyor. 
Şimdi çevremde yaşıtım insanların emeklilik hayalleri arasında Ege'de bir sahil kasabasında ev sahibi olmak ve bahçe ile uğraşmak düşünceleri var. Dünyayı gezmeyi düşünen çok çok az. Bizden önceki neslin böyle bir hayali bile olamadığını düşünüyorum. Varsa da istisnadır herhalde. Bu isteği sağlayacak para nerede diyorsunuz değil mi?
Yaşıtım bazı tanıdıklarım gezmesinden, zevklerinden, tatilinden kısarak zaten mevcut olan bir evlerinin yanında çocuklarına da ev almak için fedakarlıklar yapıyorlar. Herşeylerini erteleyerek sürekli yatırım yapıyor bunu da çocuklarının başına kakıyorlar. Ömür geçip gidiyor, dünyaya bir kez geliniyor farkında olmuyorlar.
Yıllar önce Amerika'ya yaptığımız gezi sırasında aynı turda tanıştığımız çok sevimli bir hanımefendi vardı. 80 yaşında bir kaymakam eşiydi. Eşi yıllar önce vefat etmiş, ölmeden önce birlikte Amerika seyahati yapmayı hayal etmişler fakat bir türlü nasip olmamış.  Hiç çocukları olmamış, eşinin  en sevdiği şey Amerikan filmlerini izlemekmiş. Belki de son seyahatini yapan  Belkıs hanım ilk kez geldiği New York'un bir çok caddesini sokağını, mağazalarının ismini biliyordu. Kendi başına kalsa New York sokaklarında yolunu bulurdu.
Belkıs hanım hem hayallerini gerçekleştirdiği için mutlu, hem de çok geç kaldığı için hüzünlüydü.
-Ah keşke gençken rahmetli ile gelebilseydik buralara, deyip durdu.
Bizde emeklilik aile hekimine gidip istediğin kadar ilaç alıp avuç avuç içmek, erkek evdeyse karı koca karşılıklı televizyon karşısında kadın programları izlemek,  kadının tekelinde olan evde kadının borusunun ötmesi, erkeğin artık işe yaramaz durumda olduğu hissini yaşanması, fiziksel bir durum yoksa bile hastalık emaresi, atışmalar, tartışmalar, çocuklar tatile gidip kendilerine daha sık gelmiyor diye küsmeler olarak anlatılabilir.
Çok az kişi;  Hadi hanım; Ayvalık'ta bir hafta 10 gün kalalım demez. Bunu diyecek olan da zaten aldığı üç kuruş emekli aylığı ile ancak manavdan ayva satın alabilir.

Hiç yorum yok: