2 Ağustos 2010 Pazartesi

MISIR


Mısır evi  terk etti.
Bir yıl önce tam da bu aylarda küçük kızıma doğum günü hediyesi olarak almıştık.
Beyaz ufacık bir Hint Bülbülü. Bülbül dediğin güzel ses çıkarır. Bizim mısır sürekli detone olur, hiç ahenk tutturamazdı. Sessizce saatlerce durur tam bir telefon konuşması yapacağız minicik cüssesinden umulmayacak bir sesle ortalığı birbirine katardı. Ne konuştuğumuzu anlayamadığımız için sinirden bir kaç kez üzerine yastık fırlatmışlığım bile var.
Dehşete düşmeyin, o kadar seri bir hayvan ki ben daha yastığı kapmadan  kafesinin üzerinden avizeye uçmuş olurdu.

Kafesinin üzerinden diyorum çünkü yıkanmak için hazırladığımız suya girsin diye kafesin kapağını açtığımız andan itibaren onu içeriye sokmak mümkün değildi.
Çaktırmadan içeriye giriyor, gözü etrafta yemini yiyip hemen dışarıya kaçıyordu.
Salonda koltuğun üzeri, abajur, avize, her taraf ona aitti.
Temizlik günlerinde sinir olur, kaçsa da kurtulsam diye şikayet etsem de içten içe alışmıştım bu yabani şeye.
Kafes hayvanlarının adeti olan hiç bir şeyi yapmadı. Elimize gelmedi, omuzumuza konmadı, oyunlar yapmadı.
Nev-i şahsına münhasır bir hayvandı.

Bir gün boyunca sesi kulaklarımızdan gitmedi.
- Sesini duydum geldi, diye camlara koştuk.
Gelsin diye bekledik.
Çünkü biz gelsin diye bekleyenlerdendik.
Alışıktık gidenlere..
Ağlayamadık bile..
Bir dostumuzun  rahmetli eşimin ardından yazdığı şiirdeki  gibi;
Gitti giden göz yaşlarımız gibi..



Hiç yorum yok: