9 Ağustos 2010 Pazartesi

ÇAY BAHÇELERİ VE GAZOZ


Rahmetli halam Eskişehir'de otururken yazları Sapanca'ya gelir üç ay kalırdı. İki kız iki erkek dört çocuğu, benim gibi evin en küçük çocuğu için şölene dönüşse de annem ne düşünürdü bilemeyeceğim. Ama bu dönemde sık sık köye ailesinin yanına kalmaya gittiğini hatırlıyorum. 
Halamın bize gelmesi, bizim de çay bahçesine gidip gazoz içmemiz demekti.
Süleyman eniştem polis memuru idi. tanıdığım en eliaçık akrabamızdı. Halam gezmeyi pek sevmez eniştem bütün mahalledeki çoluk çocuk herkesi toplar çay bahçesine götürürdü.
Sapanca Gölü kıyısında çay bahçesine gitmek demek bayram yerine gitmek kadar özeldi. En güzel giysilerimizi giyer yaklaşık 5 kilometre yolu yürüdükten sonra tahta sandalyelere oturur, pipetle gazozumuzu içerdik.
Çay bahçesinde çaya pek rağbet edilmezdi. Çay bahçeleri demek gazoz demekti.
Çay bahçeleri çocukluğumun en güzel eğlencelerinden biri olarak anılarımda kaldı.
...
Otobüs ile Mecidiyeköy'e giderken Eyüp'e gelince sol tarafınıza bakarsanız bolca yeşillik görürsünüz. Zaten yol boyunca başka yeşillik de yok. Kocaman bir Türk bayrağının bulunduğu yeşil alana dikkatli bakıldığında oranın mezarlık olduğu fark edilir.
İstanbul'un seyrine doyulmaz manzaralarından birini barındırır bu yeşil alan. 
Adı Pierre Loti'dir.
Fransız yazar Pierre Loti Eyüp'de kaldığı yıllarda bu tepedeki çay bahçesine çok sık geldiği için zamanla onun adı verilmiş.
Pierre Loti'ye çıkmak için Eyüp'ün içinden yukarıya doğru dar ve dolambaçlı bir yolu kullanmanız gerekir. Hafta sonları kalabalığını sevmiyorsanız hafta içi kısmen daha tenhadır. 


Pierre Loti'ye ilk gidişim bundan 15 yıl önceydi.
Altı bayan İstanbul'u tanıma programımız arasında gitmiş, ayağımızdaki topuklu ayakkabıların  kaldırım taşları arasında sıkıştığını görüp zorlanmıştık. İtiraf etmeliyim ki, biraz görmemişliğimizin biraz da nerede ne giyilir bilmemişliğimizin de rolü vardı bunda.
Pierre Loti İsmi bize tepede şık bir kafeyi çağrıştırmış olmalıydı. Öncesinde Çırağan'da öğle yemeğindeydik, kıyafetlerimizin nedeni bu diyerek kendimizi biraz savunabilirim.
Algıda seçicilik bu olsa gerek Çayına bayıldığım Pierre Loti'de Mezarlığı hemen hiç hatırlamıyordum. 

Son olarak iki yıl önce gittim Pierre Loti'ye.
Yine aynı doyulmaz manzara, aynı çay..
Ben sadece mezarlıktan etkilendim.  
Ölüm yanı başımızdaydı ve biz hayatın tadına varmak için ölümle yanyana  durmak zorundaydık..
Öyle ya bu manzara başka yerde yoktu.
Sadece burada.. Bu mezarlığın içinde..
Bir çok genç mezarların aralarındaki duvarlarda oturuyor, İstanbul'u seyrediyorlardı.
Benim de 15 yıl önce geldiğimde hoş bir tebessüm ile Haliç'i seyrettiğim gibi... 
Pierre Loti'ye gidin garson sizi uzun bir süre bekletecektir, olsun.
Şekerli içmiyorsanız bile çayınıza yarım şeker atıp karıştırın..
Ya da soğuk bir gazoz için pipeti içinde...
Bir karşıdaki doyulmaz manzaraya, bir de önünüzde  bir zamanlar sizler, bizler gibi yaşayan insanların yattığı yere bakın..
Hayatı fazla önemsemeyin..

Hiç yorum yok: