7 Nisan 2013 Pazar

BEŞİKTAŞ'TA HAFTASONU, PANDO' DA KAHVALTI


Sakin olsun diye şehrin dışındaki yerleşim yerlerinde otura otura İstanbul'da oturduğumu unutuyorum bazen. Anca işim düştüğünde veya kızıma gittiğimde "Sahi burası İstanbul'du." diyorum. 
Cumartesi günü Beşiktaş'ta oturan kızımın yanına gittim. Anne- kız günü geçirelim istedik. Beşiktaş meydanına çok yakın bir yerde oturduğu için cıvıl cıvıl gençlerin arasında insan kendini daha dinamik hissediyor. 
Önce bir şeyler atıştırıp akşama doğru Beşiktaş Starbucks Kafe'de uzun bir masaya yerleştik. Masanın etrafında ders yapan gençler vardı. Biz de kızımla birlikte elimizde kahvelerimizle kitaplarımızı ve bilgisayarımızı açtık. Kızım bilgisayarda biraz çalıştı, ben de test çözdüm. Geç vakte kadar oyalandık. Akşam eve döndük. Pazar sabahı kızım için erken, benim için oldukça geç bir saatte dışarıya çıktık. 
Beşiktaş'ta kahvaltı yapılacak bir sürü yer var. İçeride ve dışarıda masalar, masalarda çeşit çeşit kahvaltılıklar...

Geçen hafta ablamla Beşiktaş'a gittiğimizde sevgili arkadaşım Dörtgöz Teletabi  "Pando" diye bir yerden bahsetmişti. Bal ve kaymağı ile meşhur kahvaltı yeri olduğunu söylemişti ama öğleden sonra orada olduğumuz için gitmemiştik. 
Kızımla birlikte o yeri bulduk. Beşiktaş çarşısında balık pazarını geçince mavi kapısı çerçevesi olan, bakkal dükkanını andıran küçücük bir yer. İçeride yaklaşık beş masa var, dışarıda kuyruk...
Önümüzde iki genç bekliyordu, biz de arkalarında bekledik. Bu arada bir çok kişi geliyor ve kalabalık diye geri dönüyor. Camekandan içeriye bakınca yaşlıca bir teyzenin kocaman bir tencerede süt kaynattığını, kepçe ile bardaklara koyup sıcak sıcak servis ettiğini görüyorsunuz. Çocukluğumda babaannemin sağdığı elimizde büyüyen ineğimiz "Beyaz kulağın" sütlerinin kaynatılması geldi aklıma. Yaşlı teyze bir yandan da küçük tabaklara kaymak koyup üzerlerine bal döküyordu. 

Nihayet sıra bize geldi. Teyzenin kocası olduğunu tahmin ettiğim yaşlı bir amca bizi içeriye buyur etti. Aslında pek buyur etti de denemez. Belediyenin bedava erzak dağıttığı depoda asayişi sağlayan zabıta daha güler yüzlü olabilir. Varın Pando amcanın suratını siz tahmin edin. İçeride karı kocanın haricinde gençten üç kız daha çalışıyor. İkisi mutfakta biri servise yardım ediyor. Yaşlıların tersine üçü de güler yüzlü. 
Çok eski küçücük bir mekan. Masalar mermer, bazıları iki, bazıları dört kişilik. Biz mutfağın hemen yanındaki en dip masaya geçtik. Arkamızda kapısı olmayan mutfakta mis gibi yağda yumurta kokusu geliyor. Tam yanımızda en az 30 senelik sanayi tipi bir buzdolabı ve yine aynı yıllardan kalma ev tipi buzdolabı. Bir tabakta iki parça peynir, 5 zeytin, bir kaç tane domates ve salatalık. Küçük bir tabakta kaymak ve üzerine gezdirilmiş süzme bal. Tavada sucuklu yumurta.

Çok mu açtım yoksa hakikaten bu kadar lezzetli miydi yemekler anlayabilmiş değilim. Tavadaki yumurtayı ekmekle sıyırdığımı fark ettiğimde hiç pişmanlık duymadım. Kızımla birbirimize bakarak karar verdik; Bir tava daha yumurta yenecek..
Arkama yaslanıp çayımdan son yudumu alırken duvarda küçük bir Türk bayrağı dikkatimi çekti.. 
Bayrak kirlenmesin diye üzerine şeffaf poşet geçirmiş yaşlı çift. Duyarlılıkları çok hoşuma gitti. Bu kadar eski püskü bir mekanda temiz kalması için uğraşılan Türk bayrağı...
Kaymakçı Pando'dan çıkarken ne zaman bal yesem çektiğim mide ağrılarını hatırlayarak panik oldum.
Hayret ilk kez yediğim bir bal midemi rahatsız etmedi....

3 yorum:

gülşah dedi ki...

Henüz orada kahvaltı etme fırsatım olmadı ama eşim çok öer orayı. Onun tam karşısında da Karadeniz Dönercisi vardır, Pando gibi ufak bir dükkandır ama döneri muhteşemdir tavsiye ederim.
İyi haftalar.

selma dedi ki...

Karadeniz Dönercisine gitmek şart oldu şimdi.:)
Size de iyi haftalar...

Uyuşuk Hayalperest dedi ki...

Demek ki bi şeyi iyi ve güzel yapınca beklemek eziye olmuyor. :) Çok merak ettim orayı.