25 Kasım 2012 Pazar

AKVARYUM


Sapanca dönüşü Florya'da açılan Akvaryum'a gitmeye karar verdik. Balıkçı tezgahlarında gördüklerim, denizde yüzerken ayaklarımın dibindeki bir iki küçük balık haricinde gördüğüm balıklar sadece televizyondakilerdi. Yani öyle farklı balık türleri bilmem. Çinakop hangisidir, Levrek nasıldır ayırt edemem. Laz olan tarafım Hamsiden hoşlanır, Çerkez olan yanım Palamuttan. İkisinin karışımı olan tarafım ise balıktan pek hoşlanmaz, evde kokusunu sevmez. Yani denizden babam çıksa yerim diyenlerden değilim.
Florya'da sahilden giderken Atatürk Deniz Köşküne gelmeden yeni yapılan AVM'nin bitişiğinde kurulmuş. Geçen yaz İstanbul'un pek çok yerinde reklamları vardı."Köpek balığına şöyle bir baktım, kaçtı gitti." diye. Bizdeki reklamlar da böyle oluyor maalesef.
Her neyse; Bilet fiyatları hiç de makul değil. Öğretmen ve öğrencilere 20, diğer ölümlülere 27 lira. Beyefendi  öğretmen kimliğinden yararlandı, benim için 27 lira ödedi. Elimizde biletlerimiz daldık içeriye. Köpek balığı ile savaşacağız.
Karadenizden başlayıp okyanuslara kadar bütün denizlerin balıkları irili ufaklı pek çok akvaryumda sergileniyor. Akvaryum deyince aklınıza bildiğimiz akvaryumlar gelmesin. Başınızı kaldırıyorsunuz, tavan cam kaplanmış, içinde balıklar yüzüyor. Bastığınız yer camdan yapılmış ayaklarınızın altından balıklar geçiyor. Yürüdüğünüz koridorda bir duvar boydan boya akvaryum haline getirilmiş rengarenk irili ufaklı balıklarla dolu. Bazı duvarların hemen önüne banklar koymuşlar, oturup seyrediyorsunuz. Balıkların bir kısmı size hiç itibar etmezken, bir kısmı merakla cama yapışıyor. Başka bir koridorda farklı akvaryumlarda deniz yıldızları, deniz kestaneleri ve rengarenk deniz canlıları.
Göz alıcı renklerdeki balıkların bulunduğu camın önünde oturup seyrettik biraz. Birden tanıdık bir yüz dikkatimi çekti. Turuncu- mavi rengi, patlak gözleri ile palyaço balığı. Yani "Kayıp Balık Nemo" kayaların arasından cam kenarına doğru süzüldü.
" Babanı bulamadın mı hala?" diye sordum. Cevap yerine kuyruğunu çevirip gitti.
Başka bir bölümde tahtaların arasında gövdesi sıkışmış büyük bir balık vardı. Kımıldayamıyor öylece yatıyordu. Kendini oradan kurtarır diye biraz bekledik ama zor kımıldıyor. "Acaba görevlilere haber versek mi" diye düşünürken yan tarafta ingilizce ve türkçe olarak yazılmış yazı dikkatimizi çekti.
"Merak etmeyin bu balık kayaların arasına sıkışarak durmaktan hoşlanıyor."
Biz gezerken sık sık "flaşlı çekim yapmayın" diye anonslar yapılıyordu. Herhalde flaş ışıkları balıkları etkiliyor olmalı.
Orada kaldığımız iki saate yakın süre boyunca büyük balık küçük balığı yemedi, çok fazla olmalarına rağmen hiç bir balık bir başka balıkla dövüşmedi. Balıklar kadar olamadığımıza üzüldüm.
Çıkışta  içinde balık objelerinin satıldığı hediyelik eşya mağazasına giriyorsunuz. Çocuğunuz varsa buradan mutlaka bir şeyler isteyecektir tabi. İyi düşünülmüş bir pazarlama doğrusu.
Dört kişilik bir aile buraya gelirse giriş ücreti, çıkışta anahtarlık maskot, magnet, kupa tarzı bir şeyler alsa, AVM'de bir şeyler yemek istese bir aylık asgari ücretin yarısı gitti demektir. Bu arada anne vitrinde gördüğü bir kıyafeti almayı düşünmesin bile...
Bir daha gitmek ister miyim? Hayır..
Fakat çocukların farklı balıkları görmesi açısından okullarda böyle geziler düzenlemeleri gerektiği kanısındayım. 
Not: Ortam karanlık, flaşsız çekim olunca diğer çektiklerim aydınlık çıkmamış, o yüzden diğer resimleri paylaşamıyorum.):
























1 yorum:

** ZEL ** dedi ki...

Nasıl güzel gözüküyorlar,ben de gitmek istiyordum ya başka bahara kaldı.
Paylaşım için teşekkürler..