23 Eylül 2014 Salı

FİLMLERDEKİ CİNSELLİK SIKMAYA BAŞLADI


Ütü yaparken aynı zamanda bir şeyler izlemeyi seviyorum. Genellikle izlediğim şeyler Kore dizileri oluyor. Birbirine benzemeyen konular, farklı bir kültür, özellikle tarihi dizileri gerçekten izlenmeye değer. Bu sefer Amerikan yapımı bir şeyler izleyeyim istedim. Ütü masasını hazırladım, izlemediğim DVD'lerden birini oynatıcıya koydum başladım ütüye. 
Diane Kruger'n başrol oynadığı bir dönem filmi. Türkçe adı "Güzel Kraliçem". Film başladı konu belli oldu. Zaten DVD'nin kapağından anlamalıydım ama... (İki kadın yüz yüze bakıyorlar.)
Bizim Fransa Kraliçesi tercihlerini kadınlardan yana yapmış. 
Ütüyü bıraktım DVD'yi değiştirdim, kızım bilgisayardan başını kaldırıp bakıyor ne yaptığıma. İkinci denemem 5 dalda Oskara aday olmuş bir film. Filmin adı "Her" Türkçeye "Aşk" olarak çevrilmiş. Daha ilk dakikalarda çiftler yatakta başladılar konuya, bu aşk yataktan çıkmaz gibi görünüyor. 

Yine ütüyü bırakıp oynatıcıya yönelirken kızım bilgisayardan gözlerini kaldırıp gülmeye başladı. TV'de öpüşme sahnesi çıktığında kafasını çeviren , ya da kanalı değiştiren ebeveyn gibiyim. itirazım tercihlerini hemcinslerinden yapanlara veya cinselliği hayatlarının en önüne koyanlara değil. İtirazım cinselliğin filmin konusunun önüne geçmesi, gözümüze sokulması.
Ama ısrarlıyım ütü yaparken film seyredeceğim.  (Bu arada ütü yarılandı bile.)
Tekrar bir film seçtim. Filmin adı Portre; Daha ne oluyor demeye kalmadan kızım bastı kahkahayı. Dayanamadım ütüyü bırakıp DVD çekmecesinde epeyi bir aramadan sonra bulduğum filmi alıp oynatıcıya yerleştirdim. Filmin adı "İbni Sina"
İbni Sina da sevişmesin bir zahmet... 
Bu arada ütü bitti, İbni Sina çıplak kadavraları kesmeye devam ediyordu. 

Yeni Samsung Galaxy K Zoom, kamerayı odak noktasına koyuyor

Günlük hayatınızda, seyahatlerinizde ve en önemli anlarınızda size eşlik edebilecek, hem profesyonel bir kamera, hem de telefon özelliklerini bir arada bulunduran Samsung Galaxy K Zoom ile tanışmaya ne dersiniz?
Samsung Electronics, kamerasıyla öne çıkan yeni akıllı telefonu Galaxy K Zoom, gelişmiş dijital kamera teknolojisi ile Samsung’un Galaxy deneyimini bir araya getiriyor. Profesyonel kalitede görsel içerik üretme yeteneğine sahip, eğlenceli ve kullanımı kolay Galaxy K Zoom; kolay çekim, gerçek ışık özellikleri gerçek optik zum ve şık tasarımıyla kullanıcılara ihtiyaç duydukları mobil çözümleri sunuyor.

Kamerayı odak noktasına alan Galaxy K Zoom’un, profesyonel bir kameranın kontrol özellikleri ve fonksiyonlarını sunan gelişmiş teknik kamera sistemi bulunuyor. Galaxy K Zoom’un göz alıcı incelik ve şıklıktaki gövdesinde bulunan, kasa içinde gizlenebilen lens teknolojisi 10x optik zum yapabiliyor. Ayrıca 20,7 megapiksellik BSİ CMOS sensör, ultra net ve ayrıntılı görüntüler oluşturuyor.
Düşük ışık şartlarında mükemmel sonuçlar sağlayan cihaz, hareketin neden olduğu bulanık görüntüyü önleyen Optik Görüntü Sabitleyici (OIS) özelliğine de sahip. Bu özelliklerle, cihazla optik zoom yapıldığında ve düşük ışık ortamlarında bile canlı ve net fotoğraf ve videolar (Full HD) çekebiliyor. Ayrıca cihazın Xenon flaşı, LED’lerden daha parlak bir ışık vererek görüntü kalitesini artırıyor ve doğal bir parlaklık veriyor. Bu sayede yetersiz ışık olan yerlerde bile Galaxy K zoom ile çok daha net ve kaliteli fotoğraflar çekebileceksiniz.
Bu kadar gelişmiş kamera özelliğinin yanında bir çok fonksiyonu da entegre eden Galaxy K zoom’un en dikkat çekici özelliklerini sizler için derledim;
  • Hassas ışık ve netlik dengesi sağlayan  AF/AE (Otomatik Odak/Otomatik Pozlama) Ayrımı
  • Optimize edilmiş 5 farklı filtre ayarı sunan yeni nesil Pro Suggest moduyla; farklı bir filtre uygulaması kullanmanıza gerek kalmıyor!
  • Kullanıcılara selfie çekimlerini kolaylıkla zaman ayarlı olarak yapabilme imkanı veren Selfie Alarm sayesinde çok daha güzel selfieler çekebilirsiniz.
  • Hareketli bir nesneyi odaklanarak ve net bir şekilde çekmek için geliştirilen nesne izleme özelliği ise, sizin için özel olan her “an”ı yakalayabilirsiniz!
  • Galaxy K zoom, bir Galaxy akıllı telefondan isteyebileceğiniz bütün özelliklere sahip. Bu özelliklerden Ultra Enerji Tasarrufu Modu pil tüketimini asgari düzeye indirerek yoğun bir gün içerisinde yaşayabileceğiniz şarj problemini de çözüyor.
  • S Health Lite kişisel fitness koçluğu yapıyor ve formunuzu korumanızda size yardımcı oluyor.
  • Studio uygulaması ise fotoğraf ve videoların kolaylıkla düzenlenmesini sağlıyor.

Bu teknik özelliklerin yanı sıra Galaxy K zoom’un tasarımı da oldukça güzel. Kompakt tasarımı sayesinde, üst düzey taşınabilirlik sunan Galaxy K zoom’un ergonomik kavrama özelliğinin yanı sıra şık ve özgün hatları, yumuşak ve rahat bir kullanım hissi veriyor.

Galaxy K zoom hakkında detaylı bilgi almak için http://www.samsung.com/tr/consumer/mobile-phone/galaxy-camera/galaxy-camera/SM-C1110ZKATUR adresini ziyaret edebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

10 Eylül 2014 Çarşamba

YAZ BİTMEDEN KURU NANE YAPALIM


Bilmem siz de fark ediyor musunuz, satın aldığımız kuru nanelere iyice yaklaşıp koklamadan kokusunu alamıyoruz. Hatta benim gibi küçük bir kasabada doğmuş büyümüş; naneyi, kekiği, semiz otunu, roka, pazı, kuzu kulağını, ısırgan otunu, pek çoğunuzun bilmediği dikenbaş'ı bahçesinde yemeklerinde sıkça görmüş biri olarak renkleri biraz farklı olmasa kekik ve nanenin kokularını ayırmakta güçlük çektiğimi söyleyebilirim. Bu benim burnumun kokuyu az algılamasından değil, alıştığımız kokuların azalmasından kaynaklanıyor.

Şimdi gelelim kuru nane yapmaya:
Ben 3 demet nane ile yaptım ama sanırım bir 3 demet daha yaparsam kışı çıkartabilirim. 
Taze naneleri bol suyla yıkayıp sıkma aparatıyla sularından arındırdım. İsterseniz siz süzgeçte bir süre bırakıp kurutabilirsiniz.  
Suyu alınmış taze naneleri balkon masamın üzerine serdiğim sofra bezine yaydım. Balkonunuz yoksa havadar fakat doğrudan güneşin temas etmeyeceği bir odada da bu işi yapabilirsiniz. 

Taze ve henüz nemli olan naneye doğrudan güneş ışığı temas ettiğinde nanelerin rengi kararıyor. Yemyeşil naneleriniz olsun istiyorsanız havadar bir yer yeterli olacaktır.
Nanelerimi her gün alt üst edecek şekilde havalandırdım. 
Benim bu işlemi yaptığım dönemde iki gün yağmur yağdı süre uzadı. Normalde 5-6 gün içinde naneleriniz kuruyacaktır. Kuru olduğunu anlamanız için elinizle ufalamaya çalışın. Ufalanıyorsa kurumuş demektir.

Kurumuş olan nane yapraklarını elimle ufalayarak kuru nane haline getirdim. Benim kuru nanelerim aynı boyutta olmadı fakat iri olmaları benim tercihim. Siz isterseniz robottan geçirip hepsi bir boyda naneler elde edebilirsiniz.

Mis gibi kokulu nanelerinizle güzel yemekler yapabilirsiniz.
Şimdiden afiyet olsun.

7 Eylül 2014 Pazar

İZ


İnsan gerçekten hayret ediyor. 
Yok canım! Eski Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül'ün sözlerini taklit etmiyorum. Bu benim düşüncem.
Televizyonla temasım genellikle İZ TV izlemek üzerine oluyor. Bu sabah İZ'de  Bennu Yıldırımlar ve Eylem Yıldız "Lavanta Kokulu Festival" isimli bir programda Fransa'ya sanatsal bir yolculuk yapmışlar. 
Yukarıda yazdığım isimleri birden tanımayabilirsiniz diye hatırlatayım: Eylem Yıldız "Asmalı Konak" dizisinde yanaşmanın oğluna aşık olan evin liseli kızı. Aynı zamanda konservatuvar okumuş, ödül almış bir tiyatrocu. 
Bennu Yıldırımlar "Yaprak Dökümü" dizisinde Fikret rolüyle, "Umutsuz Ev Kadınları" dizisinde  Nermin rolüyle tanıdığımız ve pek çok ödül almış tiyatro oyuncusu. 

Bu iki sanatçı "Lavanta Kokulu Festival" programında 1990 yılında Pierre Cardin tarafından satın alınarak restore edilen Fransa'nın güneyindeki Lacoste şatosunu geziyorlar. 
Buraya gelirken mutlaka araştırma yapmışlardır fakat Şatonun ilk sahibi olan ve "Sadizm" sözcüğüne kaynak olduğu söylenen Marqiuis de Sade ve onun yaşadığı  dönem hakkında öyle bir sohbet ediyorlar ki hayret ve hayranlıkla dinlememek elde değil.

Yine aynı programın başka bir bölümünde Ahmet Mümtaz Taylan, "Farklı Rotalar Kuşağında" Brezilya ve Arjantin'i geziyordu. Akıcı bir İspanyolca, müthiş bir bilgi donanımı, tarih bilgisi ve en önemlisi de bunları bir sohbet havasında anlatımı programı zevkle izlememe neden olmuştu. 
Ahmet Mümtaz Taylan için küçük bir hatırlatma yapayım.  Leyla İle Mecnun dizisinde İskender rolüyle hatırlıyoruz, Kelebeğin rüyası, Bir Zamanlar Anadolu, İnşat gibi ödül almış filmlerdeki rolleri arasında magazinsel olsun diye oyuncu Ayça İnci'nin eşi olup şu sıralar boşanmış olan tiyatrocu diyebiliriz. 

"Sanatçı" unvanını hak eden insanların anlatımıyla bir şeyler izliyorsanız insanın ufku sadece anlatılan konuya değil adeta bir dünyaya açılıyor.
Ee! Doğal olarak izlerken insan hayret etmeden duramıyor.

24 Ağustos 2014 Pazar

BOZCAADA - TENODOS - VESAİRE


Aslında hiç aklımda yoktu. Bir de bakmışım ki Bozcaada'dayız.
Türkiye'nin köyü olmayan tek ilçesi Bozcaada'ya gitmek için bir kaç alternatif var. Kendi arabanızla İstanbul'dan gitmek için Tekirdağ- Çanakkale- Geyikli - Bozcaada olarak gidilebilirken, o kadar yolu araba kullanmak istemiyorum diyenler için otobüsle; özellikle gece seferi ile yola çıkarsanız 7 saatte varacağınız uzaklıkta. Geyikli'den yaz aylarında kısa aralıklarla feribot seferleri mevcut. 

Bozcaada için kocaman bir pansiyonlar adası desek yeridir. Hemen her ev pansiyon haline getirilmiş ve değerlendirilmiş. Adanın Rum mahallesi ve Türk mahallesi olmak üzere iki kısmı var ama ben ikisi arasında  bir fark göremedim.
Yollar kaldırım taşlarıyla döşenmiş. "Bir Küçük Eylül Meselesi" filminden tanıdığımız Çınar altı kahvesi her saat dolu. Sakızlı Türk kahvesi ve sakızlı muhallebisi çok meşhur.
Kaldığımız pansiyon Rum mahallesinde yenilenmiş sevimli bir evdi. Dar sokaklarda ahşap masa ve sandalyelerin önünde oturanlar arasında erkeklerden çok kadınları görmek mümkün.

Bodrum gibi gürültülü değil, Çeşme gibi karışık da değil. "Ada" kavramının hakkını veriyor.
Rum evlerinin beyaz badanalı duvarları ve çivit mavisi kapı - pencereleri gerçekten görülmeye değer. Kaldığımız pansiyonun sahibi Ergin Bey Mavi- Beyaz evlerin  Yunan bayrağından esinlenerek yapıldığını söylese de adada kalan yaklaşık 30 Rum vatandaş olduğuna göre bu varsayıma inanasım gelmiyor. 

Bozcaada denildiğinde aklıma ilk gelen şey şarap olurdu ne demekse. Şişenin dibini bulanları, dağıtanları, taşkınlık yapanları göreceğimi zannederken gecenin bir vakti yaptığımız yürüyüşlerde bile bu tür manzaralara hiç denk gelmedik. İçenler vardı elbet, müzik de fakat rahatsız edici boyutta değil. 

Adaya gelenler arasında kadınların ve genç kızların daha fazla olduğundan bahsetmiştim. Adanın nüfusu kış aylarında 1.500 civarına düşse de yazları 5000 kişiyi buluyormuş. Adanın ana karaya yani Geyikli'ye  olan mesafesi 6 kilometreymiş. Feribotla yarım saati bulmuyor gidişler. 
Feribottan indiğimizde denizin hemen dibindeki kalesini gezmek için pek heveslendim. 4 Kişilik grubumuzda anca bir kişiyi ikna edebildim. Fenikeliler, Cenevizliler, Venediklilerin bulunduğu kale  1455 tarihinde 11. Mehmet'in kalıntıları tekrar inşa etmesiyle bugünkü halini almış.

Maalesef ben bu bilgileri kalenin hiç bir yerinde okuyamadım. Hatta kalede açıklayıcı hiç bir yazı yok dersem yeridir. Bir heves girdiğim kaleden hayal kırıklığı içerisinde ayrıldım.
Bozcaada pahalı bir yer. Çınar altı kafe'de 10 Liraya damla sakızlı Türk kahvesi içebilirsiniz. Tanıdık diye gittiğimiz balık restoranında balıkların fiyatını sorduğumuz halde tahmin etmediğimiz uçuk bir hesapla karşılaştık.
Plajlarına gelince; Ayazma plajı en bilineni, tesis bakımından en iyisi. İkinci gün gittiğimiz Habbele plajında çöpler dağ gibi birikmiş, şezlonglar kırılmış, şemsiyelerin çoğu bozuk olmasına rağmen bunlardan ücret ödemek anlamsız geldiyse de oraya kadar dolmuşlarla gelip hemen dönmemek için istenilen ücreti ödemek zorunda kaldık. 

Deniz çok temiz ve çok soğuk. Uzun süre suda kalabilene aşk olsun. 
Bozcaada gitmeyenler için gezilip görülmesi gereken bir yer. 
Bir daha gitmek ister misin? derseniz;
Memleketimin daha farklı cennet köşelerini keşfetmeyi tercih ederim.

15 Ağustos 2014 Cuma

SÖZ KESMEK


Geçtiğimiz hafta büyük kızımı istemeye geldiler. (Garip bir başlangıç oldu. Ne istemesi ne vermesi diye düşünsem de adet adettir. Adı istemek; biz söz diyelim en iyisi.)
Yeni nesil söz hazırlıkları eskilerden biraz farklı. Hatırlıyorum da ağabeyime söz kesmeye 50 kişi gitmiştik. Bir o kadar da kız tarafı vardı. Odalara sığmadık, gençler bahçede oturdular. Yengemin babası "Verdim gitti" dedikten sonra silahlar atıldı söz yüzükleri takıldı, sözlülerin başı göğe erdi.
Sözün eskimeyen adeti kahve servisinde kayın peder ve kayın valideye denk düşürme riskini göze alarak damada tuzlu kahve ikramı, gülüşmeler, bir tane hiç konuşmayan, bir tane de çok konuşan aile büyüğü, "Allahın emri Peygamberin kavli..." Gelen söz çiçeğini yaşatacağım diye helak olan evin annesi, takılan takılar ile geline verilen değeri yorumlama...

Kızımın sözlenme konusunu açtığım andan itibaren sevgili arkadaşım; kızımın tabiri ile "Wedding Planner teyze" Nesrinciğim  duruma el koydu. Bana da onun peşinde çarşı pazar koşmak düştü. 
Söz deyip geçmeyin, aksaksız düzgün bir şey istiyorsanız kesinlikle plan yapmak lazım. 
Önce misafir listesi hazırlandı. Kız tarafı ile erkek tarafından gelenler aynı sayıya yakın olmalı. Açık büfe masa hazırlanacak o yüzden yemek listesi belirlendi. Yemek olarak çayın yanında yenecek şeyler düşünüldü. Börek çeşitleri, zeytinyağlı dolma, salata tarzı bir şeyler, pasta, kek, ev yapımı çikolata topları, ev yapımı limonata...
Masa nasıl düzenlenecek? Servis tabaklarına yiyecekleri koyarsın, masaya dizersin. 
Ben de öyle sanıyordum. 

İKA'dan şamdan ve aynalar alındı, aynaların üzerlerine servisler olacak ki görüntü hoş olsun. Evdeki masa örtülerinin hiç biri beğenilmedi. Ölçüler alınıp yerlere kadar uzun masa örtüsü yapıldı. 

Şimdi sırada misafirlere verilecek küçük hediye keseleri için Sirkeci, Tahta kale, Mısır çarşısı civarı. Gezdiğimiz dükkanlardaki çeşitliliği gördükçe hayrete düşüyorum. Bizim Wedding Planner eliyle koymuş gibi dükkanlara giriyor, kurdele, kordon, püskül, organze tül, silikon tabancası... Evet silikon tabancası da alınıp  artık ipin ucunu kaçırdığımı hissettiğimde, "Badem şekeri de alırsak işimiz bitiyor." diyerek beni rahatlattı. 

Girdiğimiz dükkanlarda düğün, nişan, kına, doğum günleri, bebek mevlitleri için o kadar çok çeşitte aksesuarlar var ki şaşırmamak elde değil. 
Bir yerde "Demet Akalın'ın kına gecesi ponponu geldi." yazıyor. Başka bir yerde "Darısı Başımıza" yazan baloncuk kartonu. Bir arkadaşımın kızının kına gecesinde elime alıp resim çektirdiğim:"Haberim yokmuş gibi çek." yazısı...

Söze geleceklere vermek üzere hazırladığımız badem şekerli hediye keselerini hazırlarken ciddiyetimizi görseler İsviçre'deki Cern laboratuvarlarında parçacık fiziğini yeniden buluyoruz zannedecekler.  Ama hazır bir şeyler almak yerine kendi fikirlerimizle yaptığımız keseler oldukça sevimliydi. Bu arada mola zamanlarında içtiğimiz kolaya püskül ve gözlük takarak kendi çapımızda eğlence bile yaptık.

Söz günü giriş kapısına kızımın ve damadımın isimlerinin yazıldığı şık bir ayna koyduk ki gelen misafirlere "Aynaya bakarak güler yüzle girin ki güler yüzle ağırlanın." demek istedik.

Misafirlerin gelmesine yakın herkeste bir telaş başladı. Kızım elindeki telefondan" Find My Friends'e" bakıp; "Siteye girmek üzereler" dedi. 
...
Sonunda ne mi oldu?
Kızı verdik gitti...

14 Ağustos 2014 Perşembe

VİALAND


Ayşe Arman instagram'da paylaşmadan çok önce küçük kızım bahsedip duruyordu fakat, ben bu temalı oyun parkının sadece çok küçükler için olduğunu düşünmüştüm.
Geçtiğimiz günlerde küçük kızım ( Küçük dediğime bakmayın 17 yaşında) tekrar hatırlatınca Beyefendi kıramadı; "Hadi gidelim!" dedi.
Vialand'ın Eyüp'te olduğunu biliyoruz hepsi bu kadar. Arabamızdaki Navigasyon cihazından yardım alacağız fakat cihazın böyle bir yerin varlığından haberi yok. Eyüp'e gittikten sonra araya araya bulacağımızı düşünürken kızlarım ellerinde bir dünya barındıran yeni nesil telefonlarla imdadımıza yetişiyorlar.
"İkinci sokaktan sağa, ışıklardan sola" diyerek gideceğimiz yere bizi yönlendirdiler.

2002 yılında ABD Orlando'da gittiğimiz Disneyland'ın minik bir benzeri gibi. En azından girişteki şato onu andırıyor. Fiyatlar ucuz değil, kişi başı 70 lira. Saat 20 - 23 arası 35 lira. Zaten yazın gündüz vakti sıcakta gitmek akıllıca görünmediği için akşam saatlerini tercih etmek mantıklı geliyor. Vialand'ın bulunduğu alanda güzel bir alışveriş merkezi ve otel var." Otel ne alaka?" diye düşünürken cevabı az sonra anlayacaktım.
Alışveriş merkezindeki mağazaların pek çoğu açık alanda, cadde üzerinde karşılıklı konumlanmış.

Fakat bir gariplik var; Çevreye ve insan popülasyonuna baktığımızda kendimizi Dubai'de veya bir Arap şehrinde zannettik. Çevremizdeki insanların büyük bir çoğunluğu Arap ailelerden oluşuyordu. Şık giyimleri, ellerinde alışveriş poşetleri, telefonlarının üzerine taktıkları selfie sopaları ile kendilerini çekiyorlar, kalabalık gruplar halinde geziyorlardı. Bu  arada otelin kimler için yapıldığı da anlaşılmış oldu.
Biletlerimizi alıp içeriye girdiğimizde kızların yol boyunca bahsettikleri roller coaster bütün heybetiyle karşımızda duruyordu. Kızlarla bakıştık, kimse binmeye cesaret edemedi. Kızlar adalet kulesine yöneldiler. 50 metre yüksekte bir kuleden aşağıya doğru düşüyorsunuz da bunun neresi adalet anlayamadım.

Biz beyefendiyle saray salıncağını zararsız görerek ona bindik. İndiğimizde sarayda yaşayanların ölüm korkusu neymiş öğrendik. Riskli şeyler bizim neyimize? Fatih'in Rüyası tam bize göre. Suların içinden kayıkla geçerken İstanbul'un fethini anlatan gösteriyi seyretmek iyiydi.
Bu arada kızlarla buluştuk. Korku Tüneli ve Safari Parkını birlikte gezdik. Safari Parkında lazer tabancası ile yaptığımız atışta en yüksek puanı topladığım için onlara hava atmayı ihmal etmedim.
Çılgın Nehir'e gittiğimizde derenin içinde  gezmek ne kadar çılgın olabilir diye düşünerek botlara yerleştik. 700 metrenin sonlarına doğru önümüze bir girdap çıktı ve dördümüzü de baştan aşağıya ıslattı. Al sana çılgınlık!
Çıkışta bazı insanların neden üzerilerine naylon geçirdikleri ne anlam kazanmış oldu.

Gecenin bizim için son eğlencesi Atlı karıncaydı. Birbirimizin resimlerini çektik, güldük, çocuklaştık.
Ramazan ayı boyunca 3.000.000 kişiyi ağırlayan Vialand sadece çocuklar için değil gençler ve büyükler için de son derece zevkli bir yer. Gerçi 4 kişilik bir ailenin bütçesini zorlayacaktır fakat saat 8'den sonra giderseniz bütçeniz daha az etkilenebilir.
Vialand'in hiç mi olumsuz tarafı yok? Olumsuz bir şeyler ararsanız her yerde bulursunuz. Sadece bize denk geldi diyerek parantez açarak bir eleştirimi söylemeliyim: Arap turistlerin sıra kavramından haberleri  yok, ya da işlerine öyle geliyor. Çocuklar bağıra çağıra önümüze geçmek için hamle yapıyor, iterek yanımızdan geçiyor ve sıramızı alıyorlar. Aileler de müdahale etmiyordu. Ellerinde yedikleri yiyecekleri yerlere atıyorlar, bazı maketlerin uyarı olmasına rağmen üzerine çıkıp resim çektiriyorlardı. 
..
(Bunları yazarken 2006 yılında Vatikan'da kilisenin akustiğinden etkilenen 8 yaşındaki kızımın yüksek sesle konuşmasını uyaran rahip aklıma geliyor. Bizim için aynı şeyleri düşünmüş müydü acaba?)


16 Temmuz 2014 Çarşamba

DAHİLER VE AŞKLARI


Özcan Erdoğan okumaya üşenenlere inat hiç üşenmemiş ve 796 sayfalık bir kitap hazırlamış.
Aslında kitap yeni değil, ben de 2011 yılında almışım fakat ilk kez sayfa sayfa değil de eşimin sık kullandığı bir yöntem olan rastgele yerleri okuduğum ve  araya başka kitaplar girdiği için yazmak bu güne nasip oldu. 
Sanat, Edebiyat ve Bilim dünyasının önde gelen isimleri, kitapta bahsi geçen isimlerin aşklarını anlatmış, Özcan Erdoğan'da hazırlamış.
Kitapta; "aşksız olmayasın ki ölü olmayasın, aşkla öl ki diri kalasın" diyen Mevlana'dan,
 "Onu o kadar uzun süre seveceğim ki sonunda o da beni sevecek." diyen Van Gogh'a;
 "Kadınına giderken yanına kırbacını almayı unutma!" diyen Nietsche'den,
 "Ancak aşk yumuşatabilir hayatımdaki acıları. Ey tanrım! Sevgi gücüme güç katacak kadını gönder bana artık." diyen Beethoven'a kadar bir çok ünlünün aşkı anlatılıyor.

"Bedenim benim seçmediğim iki yabancının birleşmesiyle oldu." diyen Aragon; "Mutlu aşk yoktur" adlı şiirinde yaşadığı aşk acılarını şöyle dile getiriyor:
"Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara,
Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda."
Vadideki Zambak ve Goriot Baba romanları gibi pek çok esere hayat veren Balzac'ın 51 yıllık kısa ömründe para ile sorunları varmış. Borçlarını ödemek için yazmış, yazmış.. Paranın tersine kadınlarla arası hep iyi olmuş. Hatta para sıkıntısını  zengin ve dul bir kadınla evlenerek çözmek istemiş. 
Balzac,"Altın Gözlü Kız" romanında şöyle der; "Kimsenin istemediği bir adamı hiç bir kadın istemez."

Şarlo karakteriyle tanıdığımız ve ismi bile insanların tebessüm etmelerine vesile olan Charlie Chaplin ikinci evliliğini 16 yaşında bir kızla, kızın hamileliğinden dolayı mecburen yapmış. Adı manşetlerden düşmezken, sonraki evliliğinde de eşi 17 yaşındaymış. 
İlahi Komedya'nın yazarı İtalyan ozan ve politikacı Dante Alighieri 9 yaşında tanıdığı ve ölene kadar sevdiği tek kadın olan Beatrice'e sevgisinden hiç söz etmemiş. İkisi de ayrı ayrı kişilerle evlilikler yapmışlar. Dante'nin Beatrice'e olan aşkı şiire ve düşünce dünyasına bakış açısını değiştirmiş.
Nazım Hikmet, Salvador Dali, Karl Marx, Elvis Presley, Yahya Kemal,Oscar Wilde gibi kendi alanında başarılı bir çok ismin  kalbini dolduran kişilerle ilişkilerini, mektuplarını, şiirlerini, acılarını okudukça bazıları hakkında hayal kırıklığı, bazıları hakkında merhamet ve sevgi, bazıları hakkında da hayrete düşeceksiniz.

SUSMAK...










Sustuğum şeyler var; hiç konuşmadıklarım.
Ve içimde kaybolup giden insanlar...
Eskisi kadar kafama takmasam da bazı şeyleri;
Bazen içimin almadığı haksızlıklar...
Ben solumu sevdiklerime, yolumu ise Allah'a bıraktım.
O ki varacağım yeri benden iyi bilir.
Ve biliyorum ki sabreden kullarına en hayırlısını verir...


(Bu sabah yukarıdaki yazıyla karşılaştım göz attığım bir sitede. Çok hoşuma gitti, kendimden birşeyler buldum ve paylaşmak istedim.)

6 Temmuz 2014 Pazar

BİZİM EVİN HALLERİ



Hafta sonu olunca evimizde bir telaş başlar. Eşim Bursa'dan, büyük kızım evinden gelecek. Onlara istedikleri yemekler yapılacak, ev temiz olacak..
Bu hafta Beyefendi geç vakit, büyük kızım erken geldi. Üç kızım ve her zamanki gibi kızlardan birinin arkadaşı ile kalabalık bir kadın güruhu içinde zaman geçirdik. 
Büyük kızımın geldiği haftalar evde ekstradan bir eğlence olur. Ciddi görünümünün aksine komik, kafa dengi bir çocuktur. 
Cuma akşamı iş çıkışında geldi, yemekten sonra başladı bizi taciz etmeye. "Yürüyüşe çıkalım, tenis oynayalım." 
"Be mübarek evlat bütün bir gün çalışmışsın dinlensene." Kardeşleri anında ortadan yok oldu, biz ana kız bakışıyoruz öylece. Yürüyüş parkuru işime gelmediği için sitenin içindeki tenis kortuna ikna oldum. 

Başıma geleceği biliyorum ama ne yapayım. Bir kaç yıl önce bir yazımda büyük kızımın tenisle olan macerasını anlatmıştım. Tenis hocasını bezdirmiş hoca ders vermek istememişti. 
Başladık oynamaya ama attığım hiç bir topu karşılayamıyor, kendi attıkları da sağa sola kaçıyor. Attığı topları kurtarayım diye koşuşturmaktan canım çıktı. Bu arada tenis Selfie'si çekiyor, oynuyor, zıplıyor, kısacası tenisle ilgili tek icraatı elinde raket olması. Kendi adına çok eğlendi ama ben kendim için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Allah'tan bu zulmü uzun sürdürmedi de evimize döndük. 

Ortanca kızım, (mercimeğim) Erasmus programı dahilinde Almanya - Düsseldorf'a okumaya gidecek. Pasaportmuş, vizeymiş bir telaş içerisindeyiz. Onun adına seviniyor olsam da bir anne olarak müthiş panik içerisindeyim. Gecenin bir vakti ülseri nüksederse, hastalanırsa, kötü insanlarla karşılaşırsa. Almanya soğuk olur; kendisine dikkat edebilecek mi? Nerede olumsuz bir düşünce var onlar aklıma geliyor ve bu düşünceleri kafamdan kovmaya çalışıyorum.
Küçük kızım mercimekle ikiz gibi büyüdüğü için gidiyor olmasına üzülüyor fakat asıl üzüldüğü şey çok komik.
"Evde ikimiz kalacağız sen takarsın şimdi bana, korkuyorum." diyor.
"Kesin takacağım çünkü Üniversiteye hazırlanacaksın, boş durmak yok." diye iyice korkutuyorum, gülüşüyoruz. 
Günler geçiyor; Her sağlıklı günümüze şükrederek yaşayıp gidiyoruz.