6 Nisan 2014 Pazar

TÜRK OLMAK - USTAM VE BEN - BİR NEFESTE DÜNYA TARİHİ


Vizelere bir hafta kaldı bu yüzden ders çalışıyorum fakat okumak için hiç bir fırsatı kaçırmıyorum. Geçen ay üç kitap okudum. İki tanesi gerçekten güzeldi, üçüncüsü için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. 
Türk Olmak;
Tevfik Yener'in anılarını topladığı "İstanbul / Aşk, Ekmek, Hayal" kitabını zevkle okumuş ve burada paylaşmıştım. Kendileri büyük bir incelik göstererek yeni kitabını yolladı.
Bankalardan TC'lerin kaldırıldığı, Türküm, doğruyum... ile başlayan andımızın söylenmediği, Türklüğün Türkiyeli olmak gibi Amerikanvari söylemlerle tartışıldığı bir dönemde cesaretle anlatmış Türk olmanın gururunu, fedakarlığını, mücadelesini ve acılarını.

Tevfik Yener kendi atalarının gerçek hikayesinden yola çıkarak Girit'ten İstanbul'a uzanan  serüvenlerinde Osmanlının son yıllarını, Girit adasında yaşanan Türk katliamında doğdukları yerleri terk eden Türklerin yaşadıkları acıları, savaşları ve çökmekte olan bir imparatorluğun gölgesinde yaşanan aşkları anlatıyor sıcacık bir dille.
Okuduğunuz bir kitapta tanıdık bir söze rast gelirseniz mutlu olursunuz ya, kitabı elime aldığımda sayfalarını karıştırırken Beyefendinin çok sık kullandığı bir dua dikkatimi çekti. Isra suresi 80. Ayet: "Rabbim beni (girilecek yere) doğru bir girdirilişle girdir. (Çıkılacak yerden) doğru bir çıkarılışla çıkart ve katından bana yardımcı bir kudret ver."
Üçleme olarak hazırlanan ilk kitabın başında şöyle diyor yazar; "Yaramın kanını silmeyin hesabı sorulacak."
Diğer iki kitabı merakla bekliyorum.

Ustam Ve Ben:
Elif Şafak Okumaktan keyif aldığım bir yazar. Sadece romanlarını değil denemelerini de zevkle okuyorum. Fakat kendisine tarihi romanların daha çok yakıştırıyorum. Kanuni Sultan Süleyman ve ailesi hakkında dizilerde dolayı bir çok şey öğrenmiş olduk. O dönemin sonlarına doğru başlayan romanda ve Kanuni için Hindistan'dan hediye edilen  beyaz fil yavrusu Çota ile küçük bakıcısı Cihan'ın Osmanlı sarayındaki hayatları, Cihan'ın Mihri Mah'a olan aşkı ve Büyük Usta Mimar Sinan anlatılıyor. 
Okuduklarım bana ne öğretti? diye düşünürüm kitabı bitirdiğimde. 537 yılında Bizans imparatoru Justinyen tarafından yaptırılan Aya Sofya 1000 yıl boyunca dünyanın en büyük ibadet yeri olarak kalmış. İnşaat bittiğinde Justinyen binaya şöyle bir bakarak;
"Ey Süleyman Peygamber! seni bile geçtim" demiş. ( Burada geçtim dediği Süleyman Peygamber'in yaptırdığı Mescid-i Aksa'dır.)
...
Bir Nefeste Dünya Tarihi:
Raflarda adına rastlayınca bir tarih öğrencisi olarak hemen aldım. Adı gibi bir nefeste bitti ama aklımda kalan iki  şey oldu. Birincisi; 1971 yılında Kadınlara erkeklerle eşit şartlarda oy hakkını tanıyan son Avrupa ülkesinin çok medeni dediğimiz İsviçre olması. 
Diğeri de 1930 yılında her 5 Amerikalıdan birinin arabası olmasına karşılık bu oranlara İngiltere 1960 yıllarında ulaşmış. 


3 Nisan 2014 Perşembe

SEÇİMLER BİTTİ, BİZ ŞİMDİ NE İLE OYALANACAĞIZ?



Son bir kaç aydır, bir gürültü patırtıdır gidiyordu güzel ülkemde. Televizyonlarda bas bas bağıran insanlar, yenmek için her şeyin mübah olduğunu düşünen zihniyetler, sözde hizmet için yapılan atışmalar, küçük düşürmeler, iftiralar, alaylar....
Nihayet sona erdi, başımız göğe erdi...
Bilmiyorum başkaları da merak ediyor mu ama kafama takılan bir konu var; Bu nasıl bir hizmet aşkıdır ki kavga dövüşle, birilerini ezerek, rekabeti savaşa dönüştürerek bir makama geliyorsun? Bu kadar önemli gördüğün makamı ne için kullanacaksın? 
Sapanca'da geniş bir sülalem var, amcalarımızdan biri iki dönem Belediye Başkanlığı yaptı, şimdi olduğu gibi bir yozlaşma yoktu. Bölgenin sevilen kişisi başkan olur Ankara ile kasabanın aracılığını yapardı. Şimdi ise bir çok yerde beldede oturmadığı halde parti tarafından o beldeye ikameti alınan kişiler Belediye Başkan adayı oluyor, kişiler değil parti seçiliyor.

Seçim günü Sapanca'daydım. Sabah erkenden kuzenlerim annemi oy atmaya götürmüş; "Galiba yanlış kişiye oy verdim." diyor. Ne yaptığını sormuyoruz ama gönlünde kimin olduğunu biliyoruz. Züğürt Ağa filminde köyün ağasına sandıkta bir oy çıkmıştı, ailesi o oyu kendilerinin attığını söylüyordu. Züğürt ağa sinirlendi;
"Ula bu oy sizinse benim oyum nerededir?" Züğürt ağanın işçisi şapkasının içinden bir kağıt çıkartarak o meşhur repliği söylemişti.
"Karşı parti bize tapular verdi, cennetten çok güzel yerler ayarlamıştır ağam."
Ağanın; "Önce bu dünyada bir tapu ayarlayın " Sözüne karşılık köylünün cevabı şahaneydi.
"Bu dünyada tapular çoktan paylaşıldı ağam."

Sapanca'da değişen pek bir şey olmadı, muhtarlık oyları bir iki mahalle hariç aynı kişilere gitti, Belediye Başkanlığı aynı partiye, Büyük Şehir Belediyesi aynı partiye. 
Ara sokaklardaki pırıl pırıl Arnavut kaldırımlarının aksine evimizin önündeki koca cadde iki yıldır hala yapılmadı. Ama annem bu sefer umutlu.
...
Şimdi bir süreliğine fabrika ayarlarımıza dönebilecek miyiz yoksa Cumhurbaşkanlığı seçimleri için aynı süreci tekrar yaşayacak mıyız?
Kendi adıma daha fazla siyaset kaldıramayacak gibi hissediyorum.
Ne dersiniz?



25 Mart 2014 Salı

OBSİDYEN - SPA - TAPE


Şu sıralar Spa oteller tanıtılırken yüzüstü masaj masasına yatmış bir kadının sırtındaki üç siyah taşa sinir oluyorum. Şimdi yanlış bir durum oldu, zavallı taşın ne günahı var, ben o taşı kötü amaçları için kullananlara sinir oluyorum. (Vay be hafiften politik gönderme yaptım taş alemine.)
Efendim Spa taşı mı dediniz? Google'a girip bu cümleyi yazınca karşıma 900 bin sonuç çıktı. Meğer bu taşların ciddi bir pazarı varmış.

Anadolu Tarihi okurken Neolotik dönemden kalma Obsidyen taşlarından kesici aletler yapmış atalarımız. Bu Spa taşlarını onlara benzetiyordum ki meğer Obsidyen'miş zaten. Günümüzden binlerce yıl önce ok uçlarında kullanılan bu taşlar şimdilerde cerrahların kullandığı neşterin kesici ucunda bulunuyormuş. 
Obsidyen volkanik bir cam türüdür, volkanın ani soğuması üzerine oluşan yarı değerli bir taştır. Aslında ülkemizde Ağrı, Nemrut, Iğdır, Kars ve Hasan dağında sıkça rastlanan bir taştır. Hatta Hasan dağında binlerce yıldır kullanılan bir obsidyen yatağı bulunmakta. Şimdi Hasan dağı deyince "Hasan dağına oduna gitmek" diye bir deyim geldi aklıma ama konuyu değiştirmeyelim. 

Obsidyen'in (Spa taşı demiyorum böylesi daha havalı söyleniyor.)18 tanesi 225 lira diye reklamı var. 225 lirayı okuyunca bir çuval taş akılınıza gelmesin, en büyüğü yumurtadan hallice, diğerleri madeni para büyüklüğünde. Bu taşlar belli bir sıcaklıkta ısıtılıp sırtın muhtelif yerlerine konuluyormuş.  Bunun adı Spa masajı. 
Peki bu taşın faydaları ne?

Valla okuduklarımın yalancısıyım:
Yumruk büyüklüğünde bir obsidyeni karaciğerinizin üzerine koyarsanız karaciğeri temizliyormuş. Aman ha taş karaciğerinizin üzerindeyken uyuya kalmayın. (Ne bileyim öyle bir uyarı vardı yazılardan birinde.)
Obsidyen kendi içimizdeki ışığı keşfetmemize yardımcı oluyormuş.( Benim teorim şu; biri yanlışlıkla kafanıza bu taşı atarsa kafada kocaman bir şişlikle aydınlanma oluyordur içinizde.)
İkizler, Yay, Kova, Başak, Akrep, Oğlak burçlarına etkisi fazlaymış. Ben aslan burcuyum, ne eksiğim var diğerlerinden de beni etkilemiyor?
Espri yeteneğini artırırmış. ( Cem yılmaz Obsidyen'den bir evde yaşıyor olmalı.)
Geleceği görmeyi sağlayan rüyalara neden olurmuş.
Gribe iyi gelirmiş.
Kendimizi tanımamızı sağlayıp, bize ayna olurmuş.
Mantıklı düşünmeyi ve problemleri çözmeyi sağlarmış.
Vay be bu Obsidyen neymiş?

Bu yazı nereden aklına geldi diyenleriniz varsa hemen söyleyeyim. Memlekete bir haller oldu, herkes birbirinin açığını arıyor, bir Tape'dir gidiyor. Ben de değişiklik olsun taştan kayadan bahsedeyim, kafalarımız dağılsın biraz diye düşündüm. Belki psikolojimize de iyi gelir belli olmaz.
Tape, tape kullanın.
Bu tape lafına da acaip sinir oluyorum.
....

Bu Haberi Okumadan Sigorta Yaptırmayın!

Bir süredir iletişim çalışmaları çok dikkatimi çeken bir sigorta firmasından bahsetmek istiyorum bugün. Sigortanın kolay hali sloganıyla piyasaya çok hızlı bir giriş yapan Generali Sigorta’nın özellikle Zorunlu Trafik Sigortası’nda ve kasko poliçelerinde %70’e varan indirimleri ilgimi çekti. Blogda yazmak üzere biraz inceledim ve sadece kampanya olarak değil, tüm hizmetlerinin gayet memmuniyet verici olduğunu gördüm.
Bu arada piyasaya hızlı giriş dedim ama Generali 1831 yılında İtalya’da kurulmuş ve aslında 150 yıldır Türkiye’de faaliyet gösteriyormuş. Adını elbette duymuştum ama ancak bugün yazabiliyorum.
Zorunlu Trafik Sigortası’nda %70’e varan indirimleri dışında Prestijli Kasko’larını da çok beğendim. Sigorta sektöründe bir ilk olarak, herhangi bir kaza anında sunduğu yol yardım hizmeti ile lastiğiniz patladığında ücretsiz lastik değişimi veya aracınızın yakıtı bittiğinde   Yapılan kaza sonrası acil bir noktaya yetişmeniz gerektiğinde yol yardım hizmetleri ile taksi ücretinizi dahi karşılıyorlar. Aracınız tamir edilirken 5 gün süreyle, size özel bir araç bile veriyorlar. Bence bu özel danışmanlık ve 7/24 destek hizmetleri şehir hayatının olası zorluklarını da hafifletiyor.
Bir de Mini Kasko ve Mini Kasko Ekstra ürünleri var. Mini Kasko, 1 çarpışma hasarını 2 bin TL’ye kadar kapsayan düşük fiyat kategorisindeki bir ürünmüş. Daha yüksek bir sigorta teminatı tercih edenler için bu tutar, Mini Kasko Ekstra ürünü ile 2 çarpışma hasarı ve toplamda 50 bin TL’ye kadar çıkabiliyormuş. Tüm bu hizmetler için ayrı ayrı teklif alıp, satınalım yapabiliyor olmak ise harika. Mini Kasko ve Mini Kasko Ekstra ürünlerinin fiyatları sabit. Zorunlu Trafik Sigortası içinse teklifler size ve arabanıza özel yapıldığı için indirimler kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Bu yüzden teklif alırken yaşınız, arabanızın yakıt türü gibi etmenler de önemli oluyor. Siz artık sitesinden aracınıza en uygun sigortayı detaylarıyla incelersiniz.
Generali’nin 7/24 Özel Sigorta Danışmanlığı hattı 0850 555 55 55’ten veya generali.com.tr den 1 dakikada teklif alabilirsiniz. Bu arada Generali Sigorta müşterisi olmasanız dahi bir kez teklif alırsanız size kişisel sigorta danışmanı atıyorlar. Bilgi alan kişi her aradığında, karşısında aynı danışmanı buluyor. Böylece müşteriler sorunlarını her defasında baştan anlatmak zorunda kalmıyor ve telefonda uzun uzun beklemeden işlerini kolayca halledebiliyor.
Eh daha ne olsun:)
1 dakikada teklif alıp indirim kazanmak isterseniz, 31 Mart’a kadar generali.com.tr yi ziyaret edin derim.
1 Dakikada Teklif Almak için Tıklayın.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

20 Mart 2014 Perşembe

Bir Banka Bunları Yapar mı?

Mesela 1 haftalığına size 5.000 TL verip, faizsiz olarak geri ödemenizi sağlar mı? 

HSBC’nin attığı büyük adımla, evet!  HSBC’de  “Parasız kaldım, ödememin günü geçti, n’apıcam ben şimdi!” gibi dertleriniz yok çünkü Bedava Kredili Mevduat Hesabı ile her ayın ilk haftası 5.000 TL’ye kadar tanımlanan Kredili Mevduat Hesabı'nızdan ihtiyacınız olan miktarı çeker, ödemenizi yapar, tam 7 gün tepe tepe kullanır, hiçbir faiz olmadan da geri ödeyebilirsiniz. Büyük adım, işte böyle bir şey. “Arkadaşımdan isteyeyim, birinden borç alayım…” stresine girmenizi istemiyoruz. Bedava Kredili Mevduat Hesabı, Büyük Adım’ın avantajlarından sadece biri!

“MASRAF ÇIKARMA ŞİMDİ” diyenlere gelsin!

Büyük Adım ile HSBC masrafları da sıfırladı! Artık EFT ve havale işlemleri her yerden ücretsiz! Tekrar ediyoruz, sadece internetten değil, her yerden! İsterseniz şubeden veya telefondan yapın, isterseniz de internetten! Ayrıca, Büyük Adım’la hesap işletim ücreti de tarihe karışıyor. Özetle, HSBC’den Büyük Adım ile artık masraf yok!

1 aylığına değil, devamlı yüksek faiz! 

İlk ay yüksek faiz aldıktan sonra, normal faizle mi yetiniyorsunuz? Büyük Adım’da sadece ilk ay değil, sürekli hoş geldin faizi var!

Üstelik HSBC ne olur ne olmaz, dünya hali bu ihmale gelmez diyerek Büyük Adım’a dahil olan herkesin otomatik ödemelerinin 1,000 TL'ye kadar olan kısmını 3 ay boyunca güvence altına alan Ferdi Kaza Sigortası’nı ücretsiz yapıyor.

Büyük Adım’a nasıl dahil olacaksınız? Çok kolay, küçük bir adım atarak: HSBC’den 1’i fatura ödeme talimatı olmak üzere ayda en az 3 ödeme talimatı veriyorsunuz, bunların toplamı da en az 500 TL oluyor. Haydi şimdi bir düşünün: Kira, aidat, okul ödemeleri, başka bir bankaya kredi ödemeleri derken, 500 TL’yi buluyorsanız, hiç durmayın hemen siz de HSBC’nin Büyük Adımı’na dahil olmak için burayı tıklayın!

Bankanızdan ayda 500 TL ve üzerinde ödeme yapıyorsanız, bu haberi okuyun!
Bir boomads advertorial içeriğidir.

19 Mart 2014 Çarşamba

ASKIDA EKMEK


Kızımı okula bıraktığımda evde ekmek kalmamışsa yolumun üzerindeki Ekmek Evinden simit veya ekmek alıyorum. Genelde ekmeğimi kendim yapma alışkanlığım olduğu için sık gitmiyorum. Geçen haftalarda bir sabah kızımı okula bıraktım, dönüşte ekmek almaya gittim. İçerisi benim gibi çocuklarını okula bırakmış ebeveynler ve işe giderken yemek üzere poğaça alanlarla dolu.
Sıramı beklerken tezgahın arkasındaki panoda şöyle bir yazıya rastladım: "Askıda Ekmek 70" Kelime olarak bir şey ifade etmiyor ama ilgimi çekti. Bana sıra geldiğinde içeride kimse kalmamışken arka odadan çıkan bir bey çalışan kızlardan birine:
"Şunu 75 yap." dedi.
Kızlardan biri 70'i silip 75 yaptı. 
Ekmeğimi alıp çıktım ama sinirliyim hafiften. "Una zam mı geldi, ne oldu da kendi bildiğine fiyatı arttırıyor bu adam? Etrafta başka fırın olmadığı için kafasına göre iş yapıyor, bu memleketin çivisi çıkmış..." türünden bir sürü söylenerek eve geldim. 
Nasıl bir psikoza girmişsek yapılan her eylemin  ardında kötü şeyler umuyoruz. Bizi bu hale düşürenler utansın diyerek ajitasyon da yapayım ki bahanem olsun.

Her neyse bugün tekrar kızımı bıraktığımda ekmek almam gerekti, ekmeğimi aldım tam çıkacağım, panoya gözüm takıldı. "Askıda ekmek 77"
Dayanamadım çalışan kıza sordum: "Askıda ekmek nasıl bir şey?"
Kız güldü.
"Sabah satamadığımız ekmekleri akşama ihtiyacı olanlara veriyoruz. Bu sayı da kalan ekmeklerin sayısı."
...
Kendimden nasıl utandığımı anlatamam.
Eve gelir gelmez işi gücü bırakıp bu yazıyı yazıyorum. 
Her ne kadar haberleri olmasa da kötü düşüncelerimden dolayı Ekmek Evinden özür diliyor, memleketimde hala güzel şeyler olduğuna dair umutlarımı kaybetmemem gerektiğini düşünüyorum.

17 Mart 2014 Pazartesi

KEMERLERİNİZİ BAĞLAYIN


Ferzan Özpetek'in 10. filmi Kemerlerinizi "Bağlayın" Cuma günü gösterime girdi. Senaryosunu ve yönetmenliğini yaptığı filmin ismini duyunca konusu uçakta geçecek bir film bekliyor insan. Ya da öğle bir film olacak ki uçuracak bizi. 
Sağlık Ve Yaşam Dergisinde gösterime girecek filmler hakkında bir ay önceden filmle ilgili yazı yazmıştım zaten. Sıkı bir Ferzan hayranı ve takipçisi olan sevgili arkadaşım Nesrin 10.00 seansına gidiyoruz deyince ikiletmedim.
Salonda 11 kişi var. Herkes ikişer ikişer birbirinden uzak oturuyor. Sadece bizim önümüzde bir kadın tek başına gelmiş, hemen ayakkabılarını çıkarttı ve ayaklarını öndeki koltuğun arkasına uzattı. 20 dakika süren reklamlar boyunca cep telefonundan İnstagram ve Tewetter takip etti. Film boyunca gözüm pembe çoraplarına takıldı.

Film şakır şakır yağmurlu bir havada otobüs durağında hem otobüsü, hem de yağmurun dinmesini bekleyen bir gurup insanın görüntüsü ile başlıyor.
Başkalarını bilmem ama ben filmlerde cinsellik içeren sahnelerin öyle ulu orta görünmesinden hoşlanmıyorum. Elin İtalyan erkeğinin poposunu görmek hangi kadının hoşuna gidiyorsa gitsin de  beni rahatsız ediyor. Bu sahneler olmazsa da olabilirdi ya neyse. 
İtalyanca biraz kaba bir dil  derler ya, romantik bir sahnede kadın konuşuyor, dersin ki kavga ediyor. Ferzan Özpetek, Ayşe Arman röportajında en  sevdiği sahnelerden birinin mutfak sahnesi olduğunu söylemişti, bunu okuduğumdan mutfak sahnesindeki konuşmalar gerçekten ilgimi çekti. Kadın hasta, doktora gitmiş ama adam yanında değil, akşam eve geldiğinde sanki hastalık mevzusu yokmuş gibi yemekten, çocuklardan konuşuyorlar, ama ikisi de sözlerle ifade etmeden duygularını hissettiriyor. 
Kadın "Belki de öleceğim, keşke yanımda olsaydın." Adam: "Seni o kadar seviyorum ki kaybetmekten korktuğum için gelemedim." sözleri duymasak da bunu hissettiriyor oyuncular.

Filmin erkek kahramanı Antonio duygularını sinirlenerek belli eden Türk erkeklerine benziyor, Türk erkeği gibi çocuklarını şımartan ama çocuklarla ilgili bir iş olunca müsait olmadığını söyleyen baba. Müsait olmayan baba da iş adamı falan değil, araba tamircisi, boş zamanlarında halı saha maç yapıyor ve mahalledeki kuaförle ilişkisi var.
Kemerlerinizi Bağlayın Ferzan Özpetek'in diğer filmlerinde olduğu gibi eşcinselliğe senaryonun bir yerinde mutlaka yer verdiği tipik İtalyan filmlerinden biri olmuş.
Ferzan'ın mutfak sahneleri, sofralar ve her ne kadar İtalyanca sözlerini anlamadıysam da şahane şarkılar bu filme gitmek için ekstradan sebepler gibi görünüyor.


14 Mart 2014 Cuma

SAPANCA'DA SEÇİM HALLERİ


Sağanak yağmura "Hoş bulduk" diyerek geldik Sapanca'ya. 
Annemi yerleştirdikten sonra kuzenimle birlikte meyve almak için çarşıya çıktık. Sokaklar seçim dolayısı ile bayraklar, afişler, resimlerle donatılmış. Bu bayraklardan etkilenip parti değiştiren var mı acaba? Bunların yerine herkesin göreceği bir merkeze afiş assalar ve şöyle deseler ne güzel olurdu:" Biz X parti olarak seçim için kullanacağımız bayrak ve afiş bütçemizle kadın sığınma evine yardım edeceğiz veya çocuk okutacağız, ya da yaşlılar için İstanbul, Konya, Bursa gezisi düzenleyeceğiz." Hayal değil mi? Ne kadar bayrak, o kadar böbürlenme...

Arabaların Üzerlerinde , dükkanların camlarında, binaların duvarlarında başkan adaylarının resimleri ve sloganları.. 
Doğal olarak memleketimin farklılığını arıyorum bu afişlerde. Fazla aramama gerek kalmıyor, sokaklarda Belediye başkan adaylarından çok muhtar adaylarının resmi var. Muhtarların yetkileri bu kadar kısıtlanmışken, ikamet kağıtlarını bile artık Nüfus Müdürlükleri verirken bu istek niye diye düşünmeye gerek kalmıyor, muhtar maaşı 3000 lira diyor kuzenim. Asgari ücretin üç katından fazla,  iyi işmiş...

Biz kuzenimle dükkan camlarındaki afişlere bakarken kuaför dükkanından 35 yaşlarında bir kadın çıkıp kuzenime sarılıyor, nasıl şirin halleri var sormayın. Aaa! vitrinde resmi asılı olan muhtar adayı. Evlenmeden önce bizim mahallede oturuyordu ama bir kez selamlaşmış değiliz. Tatlı tatlı  konuşuyor, acaba muhtar olduğunda aynı sevimli halleri devam eder mi?

Aynı mahalleden muhtar adayı olan arkadaşımdan bahsediyoruz: "Rakibim bile değil" diyor. Magazin programlarını çok izlemiş anlaşılan. 
Kuzenimin dediğine bakılırsa Belediye başkan adayları için de durum aynıymış. Her aday 2000 oy farkla başkan olacağını söylüyormuş. 
Yahu bu seçimi kim kaybedecek?

20 Şubat 2014 Perşembe

BİR KÜÇÜK EYLÜL MESELESİ



Kurt Seyit Ve Şura dizisinin fragmanları televizyonda gösterilirken, genç yaşlı pek çok kadının biraz kıskançlık, biraz da hayranlıkla izlediği Kıvanç Tatlıtuğ'la dans eden Farah Zeynep Abdullah'ın filmine gitmeden olmazdı. Bir de filmde bonus olarak  Fatmagül'ün Suçu Ne dizisinden hayran olduğumuz Engin Akyürek varsa.
Ezel dizisinin senaristi Kerem Deren filmi hem yazmış, hem de yönetmiş. Kerem Deren'in ilk film denemesiymiş. Bozcaada manzaraları, Farah Zeynep'in sapsarı kıvır kıvır saçları, Engin Akyürek'in biraz deli, biraz saf karikatürist karakteri, Erdil Yaşaroğlu'nun karikatürleriyle  filme sıcacık bir duygu katımış. Filmi anlatmayacağım ama filmde Nil Karaibrahimgil'in seslendirdiği "Kanatlarım Var Ruhumda" şarkısının sosyal paylaşım sitelerinde 1 milyon kez dinlendiğini söyleyebilirim.  

Film geçtiğimiz Ağustos ayında çekilmiş. Sahnelerin çekimi o kadar ağır ve dikkatli yapılmış ki günde sadece 1-2 sayfa çekilebilmiş. 
Bir iki eleştirim de olacak konuyu anlatmadan. Yabancı kliplere özenmiş gibi duran beyaz demir karyolanın dışarıda  ağaçta sallanıyor olması, üstelik bunun Engin Akyürek'in bahçesinde olması garip olmuş. Biraz kadın işi gibi. Diğer eleştirim de Engin Akyürek'in çirkin olarak betimlenmesi. İnsan yakışıklı bir adamı kendisi dedi diye çirkin olarak düşünemiyor. 
Aslında Filmin adı "Bi Küçük Eylül Meselesi" Ama başlık olarak Türkçeyi bozmayayım diye doğrusunu yazdım.
Bi Küçük Eylül Meselesini  fazla bir beklenti içinde olmadan Bozcaada'nın Arnavut kaldırımlarını, pırıl pırıl denizini, gizemli sokaklarını, sevimli butik otellerini, bir İtalyan kasabası görünümünü izlemek için bile seyredebilirsiniz.


17 Şubat 2014 Pazartesi

HADİ HAYIRLISI..


Merhabalar efendim.
Yarıyıl tatili, annemin misafirliği, beyefendiyi Japonya'ya yolcu etme ve karşılama derken baktım epey bir zaman geçmiş yazmayalı. 
Annem misafirim olduğu için son bir ayda bir yılda izlemediğim kadar televizyon izledim. Bunların içinde evlilik programlarından tutun da akşam üzeri kuşağındaki her gün yayınlanan dizilere, Flaş TV'de sürekli oynayanlardan, gelin kaynana programlarına kadar ne varsa izledim. Sonra bir de baktım ki dizilerin devamını merak ediyorum, evlilik programlarında; Aaa bu adam dün çıkan talibini kabul etmemiş miydi? diye yorumlar yapıyorum.. 
Aman Allahım ben ne yapıyorum?

Annem 79 yaşında, muhabbeti bol, ilgi az olunca hastalığı tutan tonton bir kadın. Bu  bir ay içinde bütün ailenin dedikodusu yapıldı, bir iki gün sonra tekrar, tekrar, tekrar...
Sabırla defalarca aynı şeyleri dinliyorum ama kızlarım beni uyarıyorlar; "Sakın yaşlanınca anneannem gibi olma."
Annemin kulakları ağır işittiği için evimiz gece kulübü gibi, daha doğrusu düğün salonu gibi. Kısacası annem geldiğinden beri garip bir hayatımız var. Kitap okuma, yazma, ders çalışma, tekrar yazma, arkadaşlarımla buluşma, kendime zaman ayırma faaliyetlerim  yarıya inmiş durumda. 

Yemek yiyoruz, muhabbet ediyoruz, yemek yapıyoruz, temizlik ve ütü yapıyoruz, namaz kılıyoruz, bütün sülalenin canına okuyoruz, bu memleketin hali ne olacak diyoruz, uyuyor uyanıyor aynı şeyleri yapıyoruz. 
Şikayetçi miyim?
Annemin yanımda olmasından çok memnunum. İlerleyen günlerde daha az Flaş TV seyredip, dizilerden kendimi alabilirsem normal halime dönerim diye düşünüyorum.
Hadi hayırlısı...