23 Ağustos 2013 Cuma

DİREN PLAJ HAVLUSU


Şezlongların üzerinde rengarenk pembesi, mavisi, sarısı, moru...
Her şeyin bir modasının olduğu bu devirde plaj havlularının modası olmaz mı? Onlar da çağa uydu ve garip bir değişimle peştamala dönüştü.
Gazetelerin diliyle: Plaj havlusu out, peştamal in.
Fi tarihinden beri kullanılan; Osmanlıda ustalığa geçen çırakların peştamal kuşanma törenlerinin yapıldığı, hamamda kadınların göğüs üstünden, erkeklerin beline bağladıkları takunyanın kardeşi peştamal kimin aklına geldi de her kesimden insanın kullandığı bir örtü oldu?

Aslında kim keşfettiyse iyi de olmuş. Peştamalın ayırıcı özelliği yok, markası belli olmuyor. Yani kimseye havlunuzla hava atamıyorsunuz. Sınıf farkını ortadan kaldırdığı için yararlı bir şey. Seyahatlerde valizde fazla bir yer kaplamadığı için valizinize ekstradan iki tişört atma imkanı da sağlıyor.
Gelin görün ki herkeste incecik kızlarımızın ve erkeklerimizin üzerindeki gibi durmuyor. Ortalama kilonuzdan yaklaşık 5 kilo fazlanız varsa bütün hatalarınız ortada.

Kadınlar peştamal konusunda erkeklere oranla daha istekliler. Kendimden biliyorum, hem yıkaması rahat, hem de çabuk kuruyor. Erkekler de durumu kabul etmiş eşlerinin onlar için aldıkları peştamallar bellerinde biraz sonra tellaklara kese yaptıracak gibi dolaşıyorlar.
Çevredeki bir iki şezlongda direnen havlular yok değil ama iktidarı peştamala kaptırmışlar bile.


12 Ağustos 2013 Pazartesi

DEFTERİMDEN NOTLAR


Yılbaşından bu yana sınavlara hazırlandığım için kitap okumaya pek vaktim olmuyordu. Kitapçılara gittikçe gözüme kestirdiklerimi alıyor fakat okumaya zaman bulamıyordum. Nihayet Haziran ayından bu yana nasıl bir açlıkla okuyorum sormayın. Bir buçuk ay içinde Dan Brawn,; Cehennem, 6 Kıtadan; Timur Özkan, Hepimiz Birilerinin Eski Sevgilisiyiz; Tuna Kiremitçi, İlber Ortaylı; Seyahatnamesi, Edebiyat Mutluluktur; Zülfü livaneli, Osmanlı Sultanları, son olarak Kaiken; Jean- Christophe Grange.
Son iki yıldır okumadan uyuyamıyorum. Gördüğüm her kitabı okumak, bir şeyleri kaçırmak istemiyorum ama bu mümkün değil elbette. Benimki sadece sevgi ile tarif edilebilecek bir şey olsa gerek.

Eskiden kitaplarıma gözüm gibi bakar, uçlarını kıvırmaz, sadece aldığım günün tarihini atar itina ile okurdum. Şimdi tam tersine üzerinde yaşanmışlık hissi veren kullanılmış koltuklar gibi kitaplarıma da kendimden bir şeyler bırakmak istiyorum. Bana kazandırdıklarını anladığımı, hatta anladıklarımı yorumlayabildiğini kitabım bilsin istiyorum. Okuduğum kitaplarla aramda duygusal bir alışveriş oluyor. Artık hoşuma giden yazıların altını çizmekle kalmıyor, yanlarına notlar yazıyor, bilmediğim konulara soru işaretleri koyarak araştırıyorum. 

Geçen hafta Sapanca'da erkenden kalkıp balkona çıktım. Güneş henüz dağların arkasından yükselmeye başladığı için sabah serinliğinde balkon kanepesinde uzanıp kitap okuyordum ki annem içeriden çıkageldi. Üzerinde uçuk mavi yerlere kadar uzun bir gecelik, mavi çiçekli tülbendi başında, pembe beyaz yüzünde şaşkın bir ifade ile söylendi; "Yıllardır okuyorsun da ne oldu. Bir dinlen artık, okuyup ta ne yapacaksın." Ardından bir de "yazııık." deseydi Yalan Dünya'daki Vasfiye teyzeye benzeyecekti.
Okumanın beni dinlendirdiğini söyleyebilirdim ama onun yerine gülümsemekle yetindim.
Yanıma geldi oturdu. Bütün bir gece huzursuz ayak sendromundan dolanıp durmuştu. 78 yıldır ne eziyetler çekmiş, ne yükler taşımış ayaklarını avuçlarımın içine alıp okşadım. Zaman durdu, gerilere anılarımızın tozlu sayfalarına gitti fark etmeden. Anne kız sessizce dinledik sabahı.
Neler hissettim?
Bunları defterime not etmeliydim...




30 Temmuz 2013 Salı

YAŞ KAÇ ŞEKERİM?


Pastanın üzerinde bu yazıyı görünce kızsam mı sevinsem mi bilemedim. Bardağın dolu tarafını gören ruh halindeysem kızlarımın bana iltifat ettiklerini düşüneceğim, aksi takdirde yaşımı yüzüme vurdukları için kızmam gerekiyor.
Neyse yapacak bir şey yok, iltifat etmişlerdir herhalde.. Evet... Evet..
İki gün önce doğum günümdü, artık yılları saymamak gerektiğini düşündüğüm bir yaştayım. En küçük kızım boyumu geçti. ( Gerçi benim gibi Pigme'den hallice birinin çocuklar boyumu geçti demesi biraz abes oldu.)
Yine de bir şekilde hatırlanmak, ilgi görmek dürtüsü taşıdığımızdan olsa gerek Pelit pastanesinden çikolatalı pasta eşliğinde kızlarımın abartılı kutlama seremonisi hiç de fena değildi hani.
Sağ olsunlar dostlarım arkadaşlarım aradılar,  ziyadesi ile mutlu ettiler. 
Her yıl hiç kaçırmadan arayan annem bu yıl hatırlayamadı herhalde, ben de ertesi gün hal hatır sormak için aradığımda söylemedim ki üzülmesin.
Ablam her zamanki gibi muziplik yaparak kısa bir mesaj çekmiş; "100 yaşına kadar yaşarsın inşallah."
Sağlıklı olmadıktan sonra uzun yaşamanın ne anlamı var diye düşündüğümden ben de kısa bir mesaj attım kendisine; "Beddua gibi oldu ya neyse."
Bu yıl herkeste bir gariplik var diyeceğim ama herkeste bir anormallik düşünüyorsam bu benden kaynaklanıyordur herhalde. Ama  şu olanlara bakın;
Beyefendi doğum günüm için yakama kırmızı kurdele ile altın taktı. Yüzük, kolye, küpe, parfüm değil. Düğünlerde takılan altın...
"Biraz tasarruf yap." demek mi istiyor acaba? 
Nihayet kafa göz yararak bir doğum gününü daha atlattık.
...
Bu arada İstanbul Üniversitesi Uzaktan Eğitim Tarih okuyacağım kısmetse. Aslında Sanat Tarihi düşünüyordum fakat İstanbul'un puanları oldukça yüksekti. Diğer illere gitmek için bu yaştan sonra macera yaşamam gerekiyor. Kaldı ki lisede okuyan bir kızım var. Hem yaşadığım şehirde, hem de devam zorunluluğu olmayan istediğim bir okulda okuyacağım. 
Hayırlısı...


21 Temmuz 2013 Pazar

ŞİMŞİRLERE DADANAN TIRTILLAR


Merhabalar,
Ramazan herkese hayırlı olsun. 
Bu yıl tam yazın ortasına geldiği için oruç tutmak iyice zorlaşsa da Allah bir kolaylığını veriyor.
Kendi açımdan oruçla ilgili bir zorluk yaşamıyordum ki geçen hafta Sapanca'ya gidince susuzluk çok zor geldi.
İstanbul Sapanca arası iki saat, Sapanca çok sıcak bir yer de değil, ne ara bu kadar susadın diyenlere verilecek cevabım annemin ilgi arsızı evi.
Sapanca'daki evimizin bahçesinde on yıllık şimşirler vardı. Annem bahçenin gelişigüzel yerlerine ekmiş, onlar da yerini sevmiş ve kocaman olmuşlar. Sık aralıklarla dikildiği için birbirlerine geçmiş bir vaziyette Jurasic Park gibi börtü böceği saklıyor, yolumuzu engelliyordu.
Bu yıl ne olduysa Sapanca'daki bütün şimşirlere hastalık geldi. Değişik bir tırtıl yapraklarını yiyip kurutuyor, sonra da o tırtıl kelebek olup evlere doluyor. Akşamları balkonda oturamaz olduk.
Gittiğimin ertesi günü bütün şimşirleri sökmeye karar verdik. Biz ne kadar kararlıysak, şimşirler de o kadar sökülmemeye kararlılar. Kazma, kürek, testere, bahçe makası aklınıza ne gelirse giriştik şimşirlere. İlk bir saat hızla çalıştık, sonra takatimiz kalmadı.

Daha doğrusu ben bittim, ablam atom karınca gibi kök söküyor. Annem balkonda oturmuş hem bizi seyrediyor, hem de söyleniyor;
"Kazmayı dikkatli kullanın, sapını kıracaksınız. Nar ağacına zarar vermeyin, Ah! ben iyi olacaktım ki..." ( Bu arada biz zaten kazmanın sapını kırıp 15 liraya yeni bir sap almıştık bile. Her tarafı orman olan bir yerde sopadan biraz daha kalın bir sapa 15 lira vermek abes görünse de yapacak bir şey yok. Rahmetli babaannem olsa uydururdu bir şeyler ama annem laz gelini olduğunu değil çerkez kızı olduğunu kabullendiği için böyle işleri beceremez.)
İki günde bahçedeki bütün şimşirleri söktük. Bir kenara yığdık, çalı çırpı, otlar ve şimşirlerden kocaman bir tepe oldu da bunlar ne olacak? Otların içindeki kelebekler akşama ışıklar yanınca balkona dolacak.
Sapanca'nın çingeneleri sağ olsun. Yoldan geçen bir tanesi ile anlaştık, at arabasına doldurup götürdü.
Üçüncü gün karmakarışık olan toprağı düzelttik. Yoldan geçen komşular, akrabalar başlarını duvardan içeriye uzatıp; " Vay maşallah iki kardeş nasıl da çalışıyor." diye gaza getirdiler. Biz bu hızla ayrık otlarını toplamaya başlamıştık ki kendime geldim. Susuzluktan ölüyorum...
Her neyse yazdıklarımdan da anlaşılacağı gibi Stockholm sendromu yaşadığım Sapanca ile ne onunla ne de onsuz yapamadığım beş gün geçirdim. Ama deydi.. İnsanın üstelik benim gibi yarım asra gelmiş birinin doğduğu eve gitmesi şahane bir şey. 
Sahurda davulcular geçti, tek fark artık ışığı yanmayan evlere uyanın diye seslenmiyorlar. 
Kapımızın önündeki elektrik direğinde megafondan ölüm ilanlarını da dahil olmak üzere sürekli bir şeyler dinlemek geçen yıl olduğu gibi megafonu kırma planları yaptırdıysa da sözde kaldı.
Her Sapanca'ya gittiğimde olduğu gibi yine yağmur yağdı, balkondan yağmurun sesini dinledik hep birlikte. İftar topuyla oruç açtık, kim evlenmiş, kimin çocuğu sünnet olmuş, kim geliniyle kavga etmiş..
...
Evime geri döndüm, kızlarımla hasret giderdim.
Geri kalan günleri dinlenerek geçireceğim.
Oruçlu oruçlu dışarıda güneş altında çalışanlara Allah kolaylık versin.


Sompo Japan Seyahat Sigortası yaptırın, tatilinizi riske atmayın!

sompo-japan-2

O kadar hazırlık yaptınız, tatile çıkacağınız gün uçağınız rötar yaptı. Sompo Seyahat Sigortanız varsa, dert değil. Beklenmedik bir rötar durumunda sigortanız devrede.

Aylar önceden ayarladınız ama beklenmedik bir şekilde turunuz iptal oldu. Dert etmeyin. Sompo Seyahat Sigortanız varsa, tatiliniz güvencede.

Uçaktan indiniz, siz buradasınız bavulunuz başka yerde! Dert değil... Bavulunuz kaybolsa da sigortanız devrede.

Tatilde cüzdanınız çalındı! Size bir şey olmasın, Sompo Seyahat Sigortası devrede!

Hiç istemeyiz ama hayat bu, diyelim ki tatilde olumsuz bir sağlık durumuyla karşılaştınız. Sompo Seyahat Sigortanız devrede. Nerede olursanız olun, yanınızda olalım, hastane ve sağlık giderleriniz güvencede olsun.

Tatildeyken, başınıza ummadık bir şey geldiğinde, yardım almak için kimi arayacağınızı bilemediğinizde... Örneğin pasaportunuz kaybolduğunda ya da bunun gibi beklenmedik herhangi bir durumda, hemen Sompo Japan Sigorta’yı arayın, nerede olursanız olun 7/24 size anında destek olalım.

Siz de Sompo Seyahat Sigortası yaptırın, tatilinizi riske atmayın. Ayrıntılı bilgi için:
www.sompojapan.com.tr
http://www.seyahatediyoruz.biz/oss.asp

Bir bumads advertorial içeriğidir.

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Hani Facebook'ta iş yoktu?


Yenibiris.com’un yeni uygulamasını duydunuz mu? Facebook profiliniz üzerinden bir tıkla bağlanacağınız insankaynaklari.com, profesyonel iş ağı oluşturarak size en uygun işi, en kısa sürede sunmakla görevli!

Facebook, sizin de dahil olduğunuz, 32 milyon kişinin üye olduğu geniş bir sosyal ağ! Bu sosyal ağda arkadaşlarınız, arkadaş olmak istedikleriniz, çalışmak için hayalini kurduğunuz şirketler de var! Peki çalışmak istediğiniz şirketlere tek tıkla ulaşmak istemez misiniz?

Biliyorsunuz iş bulmak isteyenler için en önemlisi, çalışmak istedikleri şirketlerdeki kişilerle nasıl bağlantı kuracaklarıdır… İnsankaynaklari.com sayesinde Facebook profilinizden istediğiniz bilgilerle oluşturduğunuz profilinizle çalışmak istediğiniz şirketlere “şimdi başvur”u tıklayarak iş başvurusu yapabilirsiniz. Diyelim ki çalışmak istediğiniz şirkette bir arkadaşınız çalışıyor. Onun aracılığıyla ulaşmak istediğiniz kişiye “Tanıştırılma talebi” yollayabilir, birinci ve ikinci dereceden bağlantınızın yardımıyla işi siz alabilirsiniz! Bağlantılarınızdan referans ve rozet talep ederek profilinizi sahip olduğunuz özelliklerle donatabilirsiniz. Tamamen ücretsiz bir uygulama olan insankaynaklari.com hem işveren hem de iş arayanlar için yepyeni fırsatlar sunuyor! Siz de insankaynaklari.com’a gelin, size en uygun işi kolaylıkla bulun. İnsankaynaklari.com ile iş bulmak artık daha kolay!

www.insankaynaklari.com

Bir bumads advertorial içeriğidir.

4 Temmuz 2013 Perşembe

Hürriyet Seyahat 10 Yaşında!


Hayal kurmaya devam! Unutulmaz yolculuklar hayalle başlar. Hürriyet Seyahat 10 yıldır, yazarlarıyla, okurlarıyla dünyayı geziyor. Farklı kültürleri, coğrafyaları sayfalarına taşıyor, seyahat hayallerini kışkırtıyor.


Alkoçlar:
Deniz ve rüzgarın eşliğinde… Alkoçlar Alaçatı
Sadece birbirinize zaman ayırabilmeniz için… Alkoçlar La Boutique
Her şey dahil konseptine "Huzur" da dahil… Alkoçlar Adakule

http://www.ritmotur.com/alkoclar-hotels

ETS: Hoop diye yaz geldi. En avantajlı tatil fırsatları için etstur.com

Pegasus: Pegasus’la İstikamet Yurt Dışı!
Çok uygun fiyatları ve 29 ülkelik uçuş ağıyla yurt dışına uçuşun kurallarını yeniden yazan Pegasus; isteyen herkesi yurt dışına uçuruyor.
Hemen flypgs.com’u tıklayın, siz de uçmaya başlayın!

Rixos: Rixos’un küçük misafirlerine Disney Müzikali hediye... Rixos Hotels’de yaz boyunca konaklayan çocuklar hayran oldukları ve çok sevdikleri karakterlerin yer aldığı “Disney Live! Mickey’nin Müzik Festivali”ni ücretsiz izleyecek!
www.rixos.com

Setur: Yurt dışı seyahatlerinizde alışveriş keyfi sunan Setur Duty Free mağazaları, Türkiye’de ve dünyada en özel seyahat deneyimleri için Setur Turizm, zamanı değerli olanların tercihi Setair ve 7 denizdeki eviniz Setur Marinaları ile Setur hayatın her alanında hizmetinizde...

www.setur.com.tr

Tatilbudur.com: TatilBudur.com’da yaz fırsatları devam ediyor. Kısa bir süre ve sınırlı sayıdaki odalar için “ %35’e varan indirim, peşin fiyatına 12 taksit ve şimdi al, 4 ay sonra ödemeye başla” fırsatlarını kaçırmayın.

Teztur: Temmuz ayına özel yurt içi otellerde %35'e varan indirimlerle tatil fırsatlarımız devam ediyor.  01-08 Temmuz tarihleri arasında min. 4 gece "Uçaklı Kıbrıs Paket Turları"mızda Otel-Havalimanı-Otel transferleri ücretsiz olarak verilmektedir. Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı "Yurt Dışı Turları"mızda avantajlı fiyat ve paket seçenekleri temmuz ayında devam ediyor. Detaylı bilgi ve rezervasyon için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz. (www.teztour.com.tr)

Touristica: Belki de yılın en güzel günleri için bir tercihte bulunurken tatilinizi tesadüflere bırakmayın. En iyi fiyatlar, en iyi yerler için Touristica her zaman yanınızda.
www.touristica.com.tr

TURA TURİZM: Her şey dahil tatile Avrupa’da devam ediyoruz. Şeker Bayramı’nda Akdeniz kıyılarında 4 ülke 7 şehir gezerek 47 yıldır olduğu gibi "Hayat Bayram Olsun" diyoruz. 5 yıldız konforunda her şey dahil konseptinde tüm gün alacağınız içecekler, sabah-öğle-akşam yemekleriniz dahildir.
www.turaturizm.com.tr

VIP TURİZM: Her tatilde VIP Turizm’den mil hediye! Tüm Miles & Smiles üyeleri VIP Turizm’den yapacakları tüm tur ve tatil alışverişlerinde hediye millerin sahibi oluyor! Miles & Smiles üyeleri THY uçuşlu yurt dışı tatil programları için ödedikleri her 100 Euro karşılığında 100 Mil, yurt içi tatil paketleri ve konaklamaları için ise her 100 TL karşılığında 60 Mil kazanıyor.
www.vip.com.tr

Bir bumads advertorial içeriğidir.

23 Haziran 2013 Pazar

LYS BİTTİ DAĞILABİLİRSİNİZ...


Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba.
Son aylarda buraya sık sık yazamadığımı biliyorum. Bunun nedeni Blog
konusunda tükenmişlik sendromu falan yaşamıyorum. Üşengeçlik de yok Allaha şükür. 
Malumunuz üzere bu menopozdaki fani üniversite sınavlarına girmek istedi. Bu işler istemekle olmuyor, çalışacaksın, okuyacaksın; evinle ilgilenecek, üç genç kızına annelik, şu sıra ayrı şehirlerde olsak da eşine yarenlik edeceksin. Ha! bu arada arkadaşlarına; Anne, abla, ağabey ve kalabalık kuzenlerden oluşan ailene de zaman ayıracaksın.
Bunların ne kadarında başarılı olduğumu bilemiyorum ama şikayeti olan varsa ya şimdi söylesin, ya da bir daha ağzını açmasın.

Geçtiğimiz hafta LYS'nin ilkine girdim. Bu hafta da ikinci ile bitirdim.  İki sınava da aynı okula denk düştüm. İstanbul Üniversitesi Avcılar Kampüsü..
İlkinde beyefendi ile gittik ikincisinde ortanca kızımla. İlkinde yanımda eşim olduğu için daha rahattım fakat ikincisine işlerinden dolayı gelemeyince geçen yıl sınavlara giren kızım bana arkadaş oldu. Ama takdir edersiniz ki durum biraz komik. 
Ben üzerime rahat bir kot pantolon, tişört giydim. Kızım sabahın köründe süslendi, uzun yırtmaçlı bir etek, ona uygun bir tişört giydi, saçlarına şekil verdi. Bu arada beni öyle bir sahiplendi ki bir elimden tutmadığı kaldı. Arabaya bindik; "İstersen ben süreyim." diyor. Yol boyunca, "Yapamazsan canını sıkma işin ucunda ölüm yok ya!" diyor. Kızsam mı gülsem mi bilemedim.

Neyse gideceğimiz okula vardık, bir bank bulup oturduk bekliyoruz. Etrafta bir sürü genç, kimi annesi, kimi babası, kimi erkek veya kız arkadaşı ile gelmiş. Pek çoğunun yüzünde gelecek endişesi. Onlar adına biraz buruk, kendi adıma neşeli bir haldeyim. 
Nihayet saat geldi, çocuklar ebeveynleri ile vedalaşarak içeriye girmeye başladı. Ben de kızıma sarıldım. Dışarıdan bakıldığında kızını sınava getiren bir anne konumundayken birden sınava giren çılgın anne konumuna geçtim ama hiç üzerime alınmadım.  İçeriye girişte üzerimizi arayan bayan polis bezgin bir yüz ifadesiyle baktı. Belki de Gezi Parkı direnişinden sonra gördüğü hiç bir şeye hayret edemeyecek durumdaydı. 
Sınıfımı buldum, sırama oturdum. Sınavın başlamasına 15 dakika vardı.
....
Sınav nasıl geçti derseniz?
Çok çalışkan biri için kötü, hiç çalışmayan biri için iyi, benim gibi 30 yıl aradan sonra giren biri için idare eder.
Ne diyeyim, bu yıl sınava giren kızımın arkadaşı sevgili Ece'nin dediği gibi: "İyi olan kazansın."

5 Haziran 2013 Çarşamba

GEZİ PARKI TEBESSÜMLERİ


Günlerdir gezi parkı eylemi ile yatıp kalkıyoruz. iki kızım da biber gazı bombasından nasibini aldı çok şükür.
Sonrasında büyük kızımın işlerinden başını kaldıramaması, diğerinin de hastalanması sebebiyle Taksim'e gidemediler. Akşam saat dokuzda yanıp sönen ışıklar, tencere tava sesleri, on yıldır rahatsızlık duyan ve bu rahatsızlığını dile getiremeyenlerin çıkış noktası oldu.
Genç çocukları olan bir anne olarak ellerinden telefonları düşürmeyen, bilgisayarda uzun zamanlar geçiren kızlarıma kızdığım oluyordu. Bu işin sosyolojik tarafını uzmanlar incelese de kişisel düşüncem kaygılanmamıza gerek olmayan müthiş bir gençlik var karşımızda. Bazı istisnaları saymazsak nasıl yaratıcı nasıl duyarlılar helal olsun.
Sanırım benim gibi pek çok kişi  son günlerde girmediği kadar Twitter'a girmiş ve olayları birebir oradan takip etmiştir. Yaralananlara geçmiş olsun, ölenlere Allah rahmet eylesin, bu durumdan maddi zarar gören esnafa kolaylıklar dileyerek zaman zaman hepimizi güldüren güzel sloganlardan bahsetmek istiyorum.
Dediğim gibi gençlerimiz çok yaratıcı.

Bakın neler yazmışlar:
Starbucks'ın kapısına : "Yaşasın Tam Bağımsız Kuru Kahveci Mehmet Efendi."
"GTA'da polisi döven nesle sataştın."
"Polis kardeş gerçekten gözlerimizi yaşartıyorsunuz."

"Biberi bal eyledik, meydanları dar eyledik."
"Yeter artık ya! Bak polis çağıracağım."
"O son birayı yasaklamayacaktın."

"Piknik tüpünü çakmakla kontrol eden millete biber gazı işlemez."
"Zengin eylemcilerin kaliteli maskesi var kıskanıyorum."
"Biz sinek gazı arabasının peşinden koşmuş bir gençliğiz. Biber gazı da neymiş."


17 Mayıs 2013 Cuma

KIBRIS NOTLARI


Savaş biteli çok olmamıştı. İnsanlar Kıbrıs'ta tatil yapmayı yeni yeni keşfediyorlardı. Amcam ile Yengem Kıbrıs'a tatile gittiler. Babaannem kıyametleri kopardı. Şehirli gelin oğlumun parasını yiyor diye. 
Döndüklerinde üzerinde Kıbrıs haritası olan tepsiler, naylon  masa örtüleri, küllükler falan getirmişler babaannemin az da olsa gönlünü almışlardı. 
Benim Kıbrıs'la temasım ilk kez bu sayede oldu. Sonraki yıllarda tatil amaçlı üç kez gittim. 
Yedi yıl aradan sonra beyefendi ile birlikte iki günlük bir kaçamak yapalım istedik. 
Hafta içi ve Mayıs ayı dolayısı ile tenha olacağını düşünmüştüm, gerçekten de pek kalabalık değildi. Gelen turistler ölmeden önce görmeleri gereken 100 yer listesinde son sıralara burayı koymuş olmalılar. Burayı da görecek, evlerine dönüp ölecekler. O derece yani.. 

Yaş ortalaması 65, ama nasıl dinç geziyorlar, nasıl meraklılar.
Giderken iki küçük çanta yaptık kendimize. İçine de bir kaç parça eşya aldık. Etrafta dolaşırken Türklerle turistler bariz bir şekilde ayırt ediliyorlar. Turistler eski bir tişört, rahat kotlar veya etekler giyerken bizler neden süslü püslü, hatta topuklu ayakkabılarla gezmeye çalışıyoruz anlayabilmiş değilim. 
Yedi yıl içinde Girne'de değişen ne var diye etrafa bakındım. Anavatan'da bütün şiddetiyle devam eden inşaat furyasından burası da nasibini almış gözüküyor. Taksiler yine Mercedes ve manda kasa dedikleri cinsten kocaman ve direksiyon sağda. Doğal olarak trafik de soldan akıyor.
İngiliz sömürgeciliğinden kalma bu adeti değiştirmemelerine şaşıyorum doğrusu. 

Kaldığımız otel Girne'ye bir kilometre uzaklıkta, sahili olan yeni bir oteldi. Müşteriler sanırım Almanya'nın yaşlılar evinden toplu halde gelmişlerdi. Yoksa içlerinde bir tane mi genç olmaz. 
Akşam yemeğinden sonra otelin kumarhanesine gitmeyi teklif ettim. Beyefendi hiç itirazsız kabul etti. 
Doğrusu: "Ne işimiz var şimdi orada?" diyeceğini düşünmüştüm. Küçük bir parayla oyun oynadık, puan toplandıkça neşelendik ve eğlendik. Koyduğumuz paranın üç katını kazandık. ( Üç katı değince gözünüzün önüne büyük bir miktar gelmesin. Küçük bir miktar demiştim...)
Şehirde dolaşırken bembeyaz kocaman bir kilise dikkatimizi çekti. önünde Mikail İkon kilisesi yazıyor. İçerisine girerken tam kapının yanına bir masa koymuşlar, meğer gezmek ücretliymiş. Yok artık diyerek geri döndük.
Diğer gidişlerimde Girne kalesini gezmek nasip olmamıştı. İkinci gün rotamız kale..

İlk yerleşenler Bizanslılar. Ardından: Justinyen, Venedik, Osmanlı, İngiliz, Kıbrıs ve K.K.T.C
Girne kalesini gezerken kendimi bir an Ortaçağ Avrupasında hissettim. Kalenin kocaman iç bahçesinden her an muhafızlar çıkacak, merdivenlerden etekleri uçuşan bir leydi süzülerek inecek, din adamlarının ibadet ettiği yerde  çan sesi çalınacak,  kulelerden birinde bir asker ufukta gemileri gözleyecek..
"Songül çocuğun elini tut bak duvara tırmanıyor."
Kalabalık ve kalabalığın hakkını vermek için ısrarla gürültü yapan bir grup beni bu güne döndürdü. Ben dolaşırken beyefendi kalenin duvarına sırtını  vermiş, gözlerini kapamış dinleniyordu. Döndüğümde elinden düşürmediği Japonca deyimler ve ata sözleri kitabında bir şeylerin altını çiziyordu.
Kaleden dönüşte birdenbire öğle bir yağmur başladı ki evlere şenlik.

Kendimizi ilk bulduğumuz restorana attık. Yağmur esnafın yüzünü güldürdü. Çünkü dışarıda durmak mümkün değil. Turistler bir yere sığınmak için ya yemek yediler, ya da mağaza gezdiler. Mağaza demişken nasıl olmuş ta hala şehrin merkezine bir AVM kondurmamışlar hayret.
Otelden şehrin merkezine gitmek için bir kaç kez taksiyi kullandık. Şoförlerle muhabbet etme olanağımız oldu. Rastladığımız şoförlerin hiçbiri Kıbrıs'lı değildi. Belediye hizmetlerinin yetersizliğinden şikayetçi olduklarını dile getirdiler. Hakikatten şehrin caddelerinde kaldırım boyunca bakımsız otlar, toplanmamış çöplere rastladık. 
Burası nasıl düzelir diye sorduğumuzda aldığımız cevap ilginçti.
Güney Kıbrıs'la birleşirsek düzelir...