balık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
balık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ekim 2014 Pazartesi

KURBAN BAYRAMINDA BÜYÜKADA


Bu Kurban bayramı diğer yıllardan farklı olarak Sapanca'ya gitmedim. Annemin olmadığı bir ev, hele de özel günlerde o kadar hüzünlü geliyor ki!
Beyefendi ilk günü annesiyle geçirince ben de küçük kızımla baş başa kaldım. 
Ne yapalım, ne yapalım?
Küçük kızım Adalar'a hiç gitmedi, ne zamandır söyleyip duruyor. Sırt çantamıza bir günlük giysilerimizi koyduk, bir heyecan yola çıktık. İstanbul bayramda hakikatten çok tenha, Kabataş'a kadar her taraf bomboş. (Tramvaylar hariç.)

Adalara şehir hatları vapurları ve Mavi Marmara vapurları olmak üzere iki şekilde gidilebilir. Biz en yakın zamanda kalkan Mavi Marmara'ya bindik. Yolcu popülasyonu şu şekilde: %70 Araplar, %30 Türkler ve diğer turistler. Açık olan kısımda oturduk. Yanımıza üç genç kızı olan Arap bir karı koca oturacaklar. Adam kızı bir yere oturacakken yanına erkek düştü diye onu uyararak başka bir tarafa oturtmuşken, hemen yanımdaki boşluğa iki kızının ortasına değil de benim yanıma oturmaya kalkınca sinirlendim. Kendi kızları için erkekler mahrem oluyor da biz kelaynak kuşu muyuz. Elle işaret ederek kızın yanıma oturmasını sağladım. Aslında bu tür düşüncelerin sahibi değilim ama çifte standart görünce dayanamıyorum.

Bir saatlik yolda kalabalık bir gurup gelmiş olan Arap turistler şarkılar söylediler kendi dillerinde, eğlenceli bir yolculuk oldu. 
Bayramın ilk günü olduğu için fazla kalabalık olduğunu düşünmediğim Büyükada'nın saat kulesi meydanı tıklım tıklım.
Önce otelimize gidip yerleştik. "Şikayet Var" isimli sitede bir sürü olumsuz yazı yazılmış hakkında ama hangi firma için yazılmıyor ki? Pembe ahşap giydirme dış cephesi olan sevimli bir otel. ( Yıldızlar Evi Otel) Görevli gayet güzel karşılayarak, otelin diğerlerine göre daha büyük bir odasını vererek gönlümüzü fethetti. Odalar eskiymiş, perdeler buruşukmuş ne gam; zaten hepi topu bir gece kalacağız. 

Rahat bir şeyler giyerek dışarıya çıktık. Kızım bisikletle adayı turlamamızı öneriyor. En son belki 15 yıl önce kızların bisikletini kullandığımı hatırlıyorum. Yüzmek ve bisiklete binmek unutulmazmış, yapacağız bir şeyler. 
Bisiklet kiralamanın saati 5 lira, kimliğimizi bırakıp dönüşte kaç saat binmişsek parasını ödemek üzere biniyoruz iki tekerler üzerine. Bisiklete binmek sorun değil de sağdan soldan gelen faytonlardan kendimi nasıl koruyacağım, ya atın tam önüne düşersem, ya at beni ezerse...
Vay arkadaş! ne kadar evhamlıymışım da haberim yokmuş. Kızım benden 100 metre önde gidiyor, ara sıra da arkaya bakıp başıma bir şey gelip gelmediğini kontrol ediyor. Rolleri değiştik, ebeveynim gibi davranıyor resmen. "Heyecanlanma, önüne bak!, arkanda fayton var."
Bir ara dengemi kaybediyorum, kızım arkaya baktığında ben kaldırımda oturmuşum.
"Merak etme biraz dinleniyorum."
Yalan... Resmen düştüm ve hafiften ayak bileğim kanıyor. 
Tekrar bisiklete biniyorum, gidiyoruz ama bende mecal kalmamış. Benim anlayışlı güzel kızım, zaman zaman en küçük çocuk şımarıklığı, ergenlik halleri, bu yıl üniversiteye hazırlık psikolojisi yüzünden çatışmalarımız oluyor... Ama hepsini affettim.
"Anniş,, Dönelim istersen?

Duyduğum en güzel öneri. Hevesini kırmamak için ses etmedim ama bittim.
Uzun uzun yazdım ama bisiklet sürüşümüz yarım saat bile olmamış. Hain bisikletçi bir saatin parasını alıyor. :)
Odamıza dönüp dinleniyor tekrar dışarıya çıkıyoruz. Meydana bakan otellerden birinin kapısında iki genç oda fiyatlarını soruyorlar; Geceliği 300 lira, pes artık. Buradan anlaşılıyor ki öyle spontane gelip kalmak olmuyormuş, önceden otel rezervasyonunuzu yaptırmanız gerekiyormuş. 
Bu öneriler arasında benim çok kullandığım Booking.com sitesi karşılaştırmalı fiyatlar sunuyor. Bir de son yıllarda pek tutulan "fırsat" siteleri ucuz fiyata tatil imkanı sağlıyor.
Adada balık yenir doğal olarak, kıyı boyunca balıkçılar uzanıyor Büyükada'da. Fiyat sormadan bir yere oturmak balık için geçerli değil bence. Fiyat soracak, pazarlık yapacak öyle seçeceksiniz restoranı. Ve fakat üzülerek söyleyeyim ki ne kadar pazarlık etseniz de salata ve içecekle restoran sahibinin sizin için kesmeyi düşündüğü hesabı ödeyip çıkıyorsunuz.
Gece odamıza çekildiğimizde kızım Türkçe testi çözdü, ben de Hayko Bağdat'ın Salyangoz kitabını bitirdim. Uyuduğumda sanırım sabaha karşıydı. (Yerimi yadırgadım.)
Ertesi sabah kahvaltı, biraz ada turu ve dönüş yolculuğuna başladık.
Dönüş yolculuğunun en güzel tarafı Beyefendi'nin bizi karşılamak için Beşiktaş'ta bekliyor olmasıydı. Yanına yaklaşırken resmimizi çekti. 
Kızımla yolda yeni istanbul rotaları planları yapmaya başlamıştık.
Bundan sonraki istikametimiz analı- kızlı Sultanahmet, Marmaray, Üsküdar, Yerebatan Sarnıcı.
Hadi bakalım...
Bu vesile ile herkesin kurban bayramını kutluyorum.

4 Eylül 2013 Çarşamba

KORE ÇADIRI


Broşürlerinde Kore Kültür Pavilyon yazıyor. İngilizce'de çadır anlamında ama yazılışını değil de okunuşunu yazmışlar, başka bir anlamı mı var? Araştırmaya zamanım olmadı.
Eminönü meydanında kocaman bir çadır, girişte karşınızda doksan derece eğilen yerel kıyafetler içinde bir genç. Koreli bir genç olsa daha sevimli olur, duruma uygun düşerdi ama göz ardı edip bir Türk'e vermişler bu görevi.

Koridoru geçince kocaman bir çan üç boyutlu olarak karşınıza çıkıyor. Kore'nin üç krallık dönemini sona erdirip bin yıllık Silla dönemini anlatan görüntüler, döneme ait takılar, silahlar, kıyafetler..
Koridorları devam ettikçe duvarlarda gelişen Kore'nin günümüze uzanan serüveni resimlerle betimlenmiş. 

"Hanok" denilen geleneksel Kore evleri, yemekleri, çini işleri sergileniyor.
Son olarak girilen salonda her tarafta ziyaretçilerin küçük post-it üzerine yazdıkları notlar asılmış rengarenk. Ardından hoş bir sürpriz sizi bekliyor. Dijital olarak çekilen resminiz geleneksel Kore kıyafeti ile karşı duvara yansıtılıp Gyeongju sokaklarında gezintiye çıkıyor.

Sevgili arkadaşım Filiz ile birlikte gülerek çadırı terk ediyoruz. 

Aslında buraya gelmeden önce kıyıda balık ekmek yemiştik. Elinde telefon, omuzunda kocaman bir çanta ile bir kadın oturduğumuz taburelere çarpmış şalgam suyunu Filiz'in üzerine boca etmişti.
İki süslü teknede satılan balık ekmek alanı küçük tabure ve sehpalarla doluydu. Boş bulduğumuz bir yere oturmuştuk ki adam uyardı: "Balıklarınızı aldığınız yerin tabureleri bunlar değil, kalkın."

Balıktan sonra hemen meydandaki  lokmacıdan tatlımızı yerken genç sapasağlam bir dilenci kadın elinden tuttuğu çocuğu ile ensemizden ayrılmadı. Para istiyor. Tatlı istese alacağım ama para vermek çok saçma. Şimdiye kadar yediğim en güzel lokmalar boğazıma dizildi. 
Kapalıçarşı esnafının hepsi demeyeyim de bir çoğu  turistleri taciz edecek derecede mallarını satmaya çalışıyor. Bizi de Rus turist sandılar herhalde bir çekiştirmedikleri kaldı.
Ardından gittiğimiz Kore çadırı, gerek müziği, gerek atmosferi ile bütün gerginliğimizi aldı götürdü. 
İstanbul'da oturanlara, yolu Eminönü'ne düşenlere tavsiye edilir.