15 Aralık 2010 Çarşamba

DERVİŞ - DERMİŞ


Muhabir sokaktan geçenlere soruyor;
Şu anki Cumhurbaşkanımız kim?
-Abdullah Gül
- Peki bir önceki Cumhurbaşkanımız kimdi?
- Turgut Özal.
- Ahmet Necdet Sezer kimdir?
- Deprem Profesörü.
- Depremi şey yapan  adam değil mi o?
- İlk Cumhurbaşkanımız kimdi?
- Hatırlamıyorum.
...
- Mecliste kaç milletvekili olduğunu biliyormusunuz? ( 550)
- 100
- 900
- 300
- Kaç Senatör var? 
- Bak onu bilmiyorum abi. ( Diğerlerini bilmiş sanki..)
- Milletvekili kadar da senatör vardır herhalde.

- Genel seçimler kaç yılda bir oluyor?
- Tabi ki 10 yılda bir.
- 7 Yılda bir.
- Her yıl oluyo galiba.
( 4 Yılda bir yapılan genel seçimleri soru sorulan yaklaşık 15 kişi de bilemedi.)
...
Üniversite öğrencilerinin yumurtalı protestosuna maruz kalan ve günlerce televizyonlara konu olan Anayasa Profesörü ve Milletvekili hakkında,
- Burhan Kuzu kimdir biliyormusunuz?
- Bilmez olur muyum türkücü o.
- Türk Malı dizisindeki Abiye Kuzunun kocası değil mi?
- Kimmiş? 
Nihayet biri bildi.
- Yumurta yiyen adam değil mi?

Bir kaç ay önce paylaşım sitelerinde tıklanma rekorları kıran bir röportaj vardı.
Muhabir ekonomik krizden dolayı satışlarda düşüş yaşanan araba pazarında bir vatandaşa soruyor.
- Satışlarda artış var mı ?
- Artiz mi, ne artizi?  Artizin ne işi var la pazarda. Ben 30 senedir bu pazardayım hiç artiz görmedim.
..
"Dervişin fikri ve zikri" ne diyelim.

14 Aralık 2010 Salı

YILBAŞI PASTASI VE LİMONATA


Yılbaşı yaklaşıyor.
Yeni yılı evde kutlayanlar. Bu yıl pastanızı kendiniz yapın, hem de basit bir tarifle.
RULO PASTA
2 yumurta
1 bardak şeker
Yarım bardak eritilmiş tereyağı veya margarin
Kabartma tozu 
Alabildiği kadar un.
Kakaolu puding karışımı
Yumurta ile şekeri kar haline gelene kadar uzunca bir süre çırpın. Yağ, un, kabartma tozunu ilave edin. Boza kıvamında hamur elde ettikten sonra fırın tepsisine incecik bir şekilde yayın. Hamur az görünecektir. Merak etmeyin istenen de o zaten. 180 derecelik fırında üzeri pembe olana kadar pişirin. Çok kabarmayacağı için çabuk pişecektir.
Kekiniz pişerken kakaolu puding karışımında istenilen ölçüden farklı olarak süt miktarının yarısı kadar su koyun. Yani 3 bardak süt isteniyorsa 1,5 bardak süt, 1.5 bardak su koyarak puding hale getirin. 
Fırından çıkarttığınız ılık kekin üzerine pudingin yarısını sürün. Dilim dilim kestiğiniz muzları dizin ve tepsinin altındaki yağlı kağıdın yardımı ile rulo hale getirin. Uzun bir cam tepsiye pastayı koyarak kalan Pudingi keke bulayın. En üste rendelenmiş bitter çikolata ve bol hindistan cevizi ile kar yağmış gibi süsleyin.

Pastayı yerken yanında güzel bir limonata iyi olmaz mı?
Sevgili arkadaşım Dilek'in tarifi. Hem kolay hem de çok lezzetli.
LİMONATA
4 Limon
1.5 Su bardağı şeker.
Limonları  8 parçaya bölerek  cam bir kaseye koyun. Üzerine şekeri dökerek aromasını çıkartmak için iyice ovun. Bir gece şekerle birlikte bekletin. Ertesi gün 1.5 litre su ilave ederek iyice karıştırın. Limonlu karışımı süzerek sürahiye koyun. Soğuk olarak tüketin. Servis esnasında taze nane ve teflon tavada yağsız olarak kavurduğunuz dolmalık fıstıklardan birkaç tane bardağa koyarsanız hem lezzeti, hem de görüntüsü güzel olacaktır.
Afiyet olsun.

2010


Aralık ayı geldi.
Ajandalar vitrinlerde yerini aldı,  Pirelli takviminin 2011 sayısı meraklı beylerin rüyalarını süslemeye başladı. Çam ağaçları ışıklandırılmış, alışveriş merkezleri rengarenk, cıvıl cıvıl.
Yakında 2010 yılında "en" çok ilgi çekenler sıralanmaya başlayacak.
Ben de size kendi gözümden 2010'u değerlendireyim.
12 Eylül'de Anayasa değişikliği için Referandum yapıldı. Referandumdan çok muhalefet parti başkanının oy kullanamaması konuşuldu.
2010 Dünya kupası Güney Afrika'da düzenlendi. Ahtapot Paul'ün  bütün tahminleri doğru çıktı. Kupa bitip ilgi azalınca zavallı Paul bunalıma girip öldü.
Türk futbolunda bir ilk gerçekleşti ve Bursaspor şampiyon oldu. Yaz aylarında orman yangınlarında azalan yeşilimiz Bursasporun renkleri yüzünden tekrar yeşerdi.

Hülya Avşar yirminci defa Sadettin Saran'dan ayrıldı.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti oldu. Oldu da ne oldu, İstanbul'lu bir şey anlamadı.
Basketbol Milli Takımımız Dünya ikincisi oldu. Başbakanın başarı kutlaması sırasında NBA da oynayan ve milyonlarca dolar kazanan basketçimiz Hidayet Türkoğlu'nun, verilen 28 milyon liralık çek ve kişi başı 400 altının ardından "Maddiyat bizim için ikinci sırada ama devamını bekliyoruz." dedi.
Meksika Körfezinde İngiliz şirketi BP'ye ait petrol kuyusunda üç ay süren sızıntı ciddi bir çevre felaketine neden oldu. BP'nin zararı bize zam olarak geri döndü.
Yılın son aylarında wikileaks diye bir şey çıktı. Zaten bildiğimiz ve sokaktaki adamın bile söylediği."Bizi AB'ye hayatta almazlar abi. Türk'ün Türk'ten başka dostu yok." açıklamalarından başka bir işe yaramayan söylemler gündemi meşgul etti. Azerbaycan Devlet Başkanının hakkımızdaki düşünceleri hepimizi üzdü 

Amerika'nın fenomeni Lost ile  bizim fenomenimiz Aşk-ı Memnu sona erdi. Aşk-ı Memnunun finali izlenme rekorları kırdı. Uzun bir zaman internetten izlendi.
3G teknolojisi hayatımıza fırtına gibi girdi ama görüntülü telefona halkımız fazla rağbet etmedi. Tahminime göre kimse konuştuğu kişinin nerede olduğunu bilmesini istemedi.
- Şenol neredesin?
-İşteyim hayatım.
- Şenol sen overlokçu değilmisin, bilardo masası ile  işin ne?
- ...!
3G olmadı..



13 Aralık 2010 Pazartesi

AYŞE TATİLE ÇIKSIN


Sabah haberlerinde fuhuş baskını gösteriliyor. Kadınlar yüzlerini  paltolarıyla kapatmış, başları önde bir merdivenden çıkıyorlar. Hakkını vermeliyim ki yüzleri görünmediği halde çok güzel duruyorlar. Bir tanesi, onlarca kadından sadece bir tanesi yüzünü saklamadan öylece dimdik yürüyor. Sarı kısacık saçları, mavi gözleri, upuzun boyu ile hafifçe gülümseyerek.
"Bugün sınır dışı edilsek te bir ay sonra yine buradayız" dercesine.
Ne yapıldıysa her fırsatta geri dönmeyi bildiler.
Dünkü Çelik Manolyalar oyunundan sonra düşünüyorum. Asıl bu kadınlar birer Çelik Manolya. 
Yüzlerce yuva yıktılar. Karadeniz illerinde bunların güzelliğine vurulup yuvası sarsılmayan aile yok kadar az.
Haklarında filmler yapıldı, fıkralar üretildi.
Bunları yazıp sosyal bir yaraya değinmek değildi maksadım.
Bu baskın sırasında polisin parolası çok ilgimi çekti.
"Abi gol oldu." 

Kıbrıs Barış harekatında tanıştık parolayla.
"Ayşe tatile Çıksın." 
O dönemi yaşamış hemen herkes bu parolayı öğrendi. 
Askere daha uygun gibi görünen "Hadi aslanlarım gösterelim düşmana günün , ya da  Şafakta Güneş Parlayacak " dibi değil de naif bir parolaydı seçilen.  
 ..
Geçtiğimiz aylarda bir kumar operasyonunun parolası da güzeldi.
"Restine Rest."
Bu operasyon aslında kumar oynatanlar ile polis arasındaki strateji savaşı gibiydi. Sonunda polis kazandı ama bakın nasıl. 
Polis kumar oynatıldığı ihbarı üzerine bir  binayı gözetime aldı. 
Parolasını söyledi tam baskını yapacak mekanın sahibi nasıl olduysa işe uyandı. Oyun oynayanları gizli bir bölmeden geçirerek yan binada kendisine ait lokantaya soktu.  Kumarcılar sanki lokantanın müşterisi gibi  masalara oturdular.  Fakat polisler daha önceden lokantaya müşteri kılığında girip gelen kumarcıları orada yakaladı.
Şimdi buna "Restine Rest" denmez de ne denir?

Sahibinin adı ile anılan bir bina belli aralıklarla baskın haberlerine konu oluyor. 37  kez baskın yiyen ve kumar makineleri toplanan bir bina neden temelli mühürlenmez anlamıyorum. 
Hele bir haber var ki akıllara zarar. Gerçek olduğuna inanasım gelmiyor. Yine aynı mekana yapılan baskın sırasında gözaltına alınanlardan biri şöyle demiş. 
"Ne kumarı amirim buranın kumar müzesi olduğunu söylediler. Biz de makineleri görmeye geldik"

12 Aralık 2010 Pazar

ÇELİK MANOLYALAR


Şölen bize iki bilet almış. "Annem de sen de birer çelik manolyasınız." diyerek.
Altı yaşında bıcır bıcır bir çocukken tanıdım. Üniversiteyi bitirdi, evlendi. Hatta tanıdığım en güzel gelin oldu.
Mutlu bir evliliği var Allah bozmasın.
Biz iki arkadaş Akatlar Kültür Merkezinde buluştuk.
Seyircilerin yüzde doksanı kadın ve yaş ortalaması 40. 


Tiyatro başladığında hatırladım ki ben bu oyunun yıllar önce filmini izlemişim. Julia Roberts'i hatırlıyorum, bir de giydiği sevimli  kıyafetleri. Film sadece kuaför salonunda geçtiği için tiyatroya uyarlaması kolay olmuş. 
Oyun dünyada en çok sahnelenen oyunlar arasında ilk sıralardaymış.
Avrupa Yakasının Fatoş'u Şenay Gürler  çekici, sevimli kuaförü canlandırıyor. 80'li yıllarda Amerika'nın bir kasabasında kuaför dükkanı işleten bir kadın ile müşterilerinin hikayesi anlatılıyor. 
Oyunda hiç erkek yok.  Suna Keskin kasabanın ölen Belediye Başkanının karısını canlandırıyor.
Böbrek yetmezliği yüzünden çocuk doğurması sakıncalı olan genç bir kadın her şeye rağmen doğurur. Böbrekleri iflas ettiği için annesinin böbreğini alması gerekecektir.
Julia Roberts'in canlandırdığı böbrek hastası  genç kadını bu kez tiyatronun yeni yeteneklerinden Nilay Duru çok güzel canlandırmış.
Oyunda bazı konuşmaların  Türk kadını ile yakından uzaktan alakası yok ama bir sahnede kuaförün söylediği sözler çok tanıdık geldi.
"Eşimi 15 senedir akşamları televizyonun karşısından kaldıramıyorum. İlk kez geçen akşam ' Hadi kalk bir yere gidelim.' dedi. Ben de 15 yıldır ilk kez televizyondan daha değerli olduğumu hissettim."

11 Aralık 2010 Cumartesi

MAYA


Sabahın erken saatinde Discovery kanalda ilgi çekici bir programa rastladım.
Mayalar..
Bir kere isim olarak güzel bir uygarlık. Aynı zamanda gizemli. 
Meksika'nın güneyinde Honduras, El Salvador ve Guatemala'ya kadar uzanan Mayalar M.Ö 600 dolaylarında yükselişe geçmiş, M.S. 900 yıllarında kaybolmaya başlamış bir medeniyet. 
Rivayete göre ortaya çıkması gibi  kaybolması da bir sürü yoruma sebep olmuş. Uygarlıklar içinde astronomi bilgileri şaşırtıcı derecede günümüz bilgileriyle benzerlik taşırmış. Mayalar Güneş, Ay, Venüs gibi herkesin bileceği gezegenleri değil, bütün uzak yıldızları galaksileri gözlemlemişler. Yazılı bilgiler bırakmışlar.
Adamlar bugünün ileri teknolojisi ile hesapladığımız bir yılı, milyonda bir hata payı ile hesaplamışlar.
Peki mayalar nasıl birileriymiş dersiniz?
Boyları 1.60 santim bile değilmiş. En dikkat çekici özellikleri ota çöpe insan kurban etmeleriymiş. Bazı maya tapınaklarında halen kurban edilen insanların kanının döküldüğü oluklar bulunuyormuş.

2012
Maya uygarlığına göre 2012 yılı insanlığın sonunu temsil ediyor. 
Takvimleri şimdiki takvim ile bir milyonda bir yanılma payı gösteren bir uygarlık 2012 yılından sonrasını neden birdenbire bitirmiş?
Maya takvimi 22 Aralık 2012 tarihinde bitiyor. 
Mayalarda "Ezotik" bilgi birikimi varmış. "Egzotik" olarak algılamayın "Ezotik" gizli öğreticilikmiş. Bu uygarlık gelecekle ilgili kehanetlerini tapınaklarındaki taşlara şifrelemişler. Bazı astrofizikçiler de bu şifreleri çözerek kehanetleri bulmuş.
Yahu koskoca uygarlık şifrelerle neden uğraşmış ki? Madem ki dünyanın sonunu deşifre edeceksin aleni yaz. 
Bu adamlar ya bulmacaları çok seviyordu ya da bizimle dalga geçmişler.
Bir başka tahminim de takvimi yazan Maya memuru 2012 yılına kadar yazmış sonrasında emekli olmuş. Nasıl olsa bu tarihe kadar uygarlığımız sürmez diye  yeni birini almamışlar. 

Yıllar önce komşum olan Maya Teyze vardı. Kars'ın bir köyünde doğmuş, 25 yaşında 5 çocukla dul kalmış, oğulları ile birlikte İstanbul'a yerleşmiş. 
Milattan önce yaşamış olan Mayalar tapınaklarına yazılar yazarak günümüzle iletişim kurarken, 2012'i göreceğini ümit ettiğim Maya teyze okuma yazması olmadığı için başkası adına gelen haciz kağıdını imzaladığı için başı derde girmişti.
..
Program bitti ekmek mayalamak için mutfağa gittim.

10 Aralık 2010 Cuma

HAVA NASIL ORALARDA?


Mevsimin ilk karı yağdı.
Balkanlardan gelen soğuk hava dalgasını duyunca bir adım geri çekilin. Mübarek Balkanlardan bir kez de sıcak bir hava geldiğini duyanınız var mı?
Yazın bile Balkanlar deniyorsa bilin ki serinlik geliyordur.
Benim gibi yolun yarısını devirenler iyi hatırlar eskiden komedi programlarında hava durumunu anlatan komedyen;
"Yarın hava öğleden sonra yağışlı olacak, iki üç saat sonra güneş çıkacak." dediğinde o kadar imkansızdı ki bu tahminlerin doğru çıkması güler geçerdik. Yani bu tahminlerin doğruluğu komedi programlarında olurdu sadece.
Son yıllarda  tahminciler neredeyse semt semt söyleyecekler hava durumunu.
Zaten Bünyamin Sürmeli ne diyorsa o..

Birkaç yıl önce Hürriyet gazetesinin eski Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök kızının kır düğününde bir ay önceden havanın nasıl olacağını Bünyamin Sürmeli'ye sorduğunu anlattığından beri en güvenilir hava tahmincisi olarak biliniyor.
Ondan sonra önüne gelen adamla röportaj yaptı. Gören de Bünyamin bey dağ bayır gezip havayı kontrol ediyor zannedecek.
Aslında bu işler Meteoroloji uzmanlarının bir dizi gözlem ve analiziyle hazırlanır ama biz genelde biri kahve falına bakar orada çıkana göre yorum yapar havasındayız. 
..
Sabahtan bu yana haberler tehakkuza geçmiş durumda. Kar geldi, geliyor. İlk kar tanesi Edirne sınırından gösterişli bir giriş yaptı. 
Kışla aram pek iyi değildir. Kızlarımın bayıldığı kar tatillerinde bile zar zor kayar, fırsat buldukça otelin sıcak ortamında çayımı içmeyi tercih ederdim. Kış benim için camdan karı seyretmekten öteye gitmez  kısacası.
Geçtiğimiz yıllarda işe giderken allah bana acıdı da çok fazla kış olmadı. Araba kullanmak zorunda olduğum bir işti ve ben her akşam inşallah kar yağmaz diye dua ederdim. Gerçi büyük şehirlerde ister kendi aracınız, isterse toplu taşıma araçları olsun,  kar yağdığında trafiğin ortasında saatlerce mahsur kalma ihtimaliniz var.

Ben bunları yazarken televizyondan Gökhan Abur'un sesini duyuyorum. 
Eski şarkıcı, yeni hava tahmincisi Gökhan Abur Türk sineması Jönlerine benzer sesi ile Balkanlardan gelen havadan bahsediyor. Allahım bu nasıl bir ses. Öyle bir anlatıyor ki hava durumunu sunduktan sonra darbe olacak ve Hasan Mutlucan'la birlikte darbeyi sunacaklarmış hissi veriyor. 
...
Ben yine de Olacak o kadar programındaki Oya Başar'ın Tahminlerini tercih ediyorum. 
Nasıl diyordu?
"Havalar nasıl olursa olsun sizin havanız iyi olsun."

9 Aralık 2010 Perşembe

SON SÖZLER


Birkaç gündür sosyete tabir ettiğimiz kesimde adını sıkça duyduğumuz  genç bir hanımın kanser hastalığı ve ölüp ölmediği konuları tartışılıyor.
Bu hanım gerçekten çok güzel. Zümrüt yeşili gözleri ile ayrıldığı eşinden aldığı rekor tazminatla uzun yıllar gazetelerde, televizyonda görüldü.
Hastahaneye yatarken hastalığından dolayı çok zayıfladığı ve eski güzelliği kalmadığı için, görüntülenmek istemediği yazılmış. "Beni gazetelerdeki eski halimle hatırlayın." demiş. 
Saygı duyulabilecek bir istek tabi. Ama ben vatandaş olarak birkaç gündür gazetelerde bu haberi okurken eşinden aldığı rekor tazminatın yazılmasını, gecelerde boy göstermesini değil de sosyal sorumluluk projelerinde yer alan görüntülerinin olmasını arzu ederdim.
 
İngiltere Prensesi Lady Diana Prens Charles'tan  ayrıldıktan sonra atlarının bakıcısı da dahil olmak üzere bir çok insanla anıldığı halde  kısa sarı saçları, gülen yüzü  ve Afrika'da AİDS kurbanlarının yoksul çocuklarına yardım edişi akıllarda kaldı.
17 yaşından itibaren bütün dünyada her yaptığı takip edilen Prenses Diana'nın ölmeden önce "Beni yalnız bırakın." dediğini biliyoruz. 
 Gelin ünlüler ölmeden önce neler demiş bir bakalım;
- Bir merdiven, çabuk bir merdiven getirin.  (Ünlü edebiyatçı Gogol.)
- Allah memleketi korusun, Millete zeval vermesin. Haydi allahaısmarladık. (1961 yılında Yassıada da idam edilen Demokrat Parti Milletvekili Fatin Rüştü Zorlu)
- Hadi oradan. Son sözler yeterince doğru söz söylememiş olanlar içindir. ( Karl Marks'a son sözü sorulduğunda.)

- Biraz dinleneyim. ( Namık Kemal)
- Ya duvar kağıdı gidiyor, ya ben. (Oscar Wilde)
- Afedersiniz Mösyö bilerek yapmadım. ( Fransa Kraliçesi Marie Antoinette giyotine giderken yanlışlıkla celladın ayağına bastığı için)
-Tamam, yapmayacağım (Elvis Presley)
-Ölmek üzereyim veya ölmekteyim. Bu ifadelerin ikisi de doğrudur. ( Ünlü Fransız dil bilgisi uzmanı Bouhourus)
- Beyefendi bence şu an düşman kazanmak için hiç de iyi bir zaman değil. ( Ünlü düşünür Voltaire Ölmek üzereyken başucundaki rahibin şeytanı lanetleme duasını söylemesi üzerine rahibe  verdiği cevap.)
 - Asla dargın değilim. Kırgınlık duymuyorum. (Adnan Menderes)
- Selamün Aleyküm (Kemal Atatürk)
...

7 Aralık 2010 Salı

ÖF


Sizi bilmem ama ne zaman televizyonu açsam, gazeteye baksam iç karartıcı haberler, tartışmalar ile karşılaşmaktan içim sıkıldı.
Politikacılar birbirlerini "Namertlikle, yalancılıkla" suçluyorlar. 
Gazeteciler televizyon kanallarında ya da gazetedeki köşelerinde birbirlerine demediklerini bırakmıyor.
Sanatçılar birbirlerini yeteneksizlikle suçluyor.
Kadın eşini, adam sevgilisini öldürüyor.
Trafik kazaları almış başını gidiyor.
Öfff..
Sıkıldım.

Gelin değişik bazı  haberlere göz atalım.
Göteborg yakınlarında bir köyde 130 yıldır görülmeyen dev Ringa balığı yakalanmış. ( Bu haber İsveç'te bir gazetenin baş sayfasında yer alıyor.)
Avusturalya'da yaşaya bayan Turner'ın Yüksek Lisans yapması gazetelere konu oldu. Bayan Turner'in basında yer almasının nedeni Dünyanın Yüksek Lisans yapan en yaşlı kadını olması. Süper ninenin yaşı 94.
Asya ülkesi Maynamar'da hırsızlar uzun saçlı kadınların kabusu olmuş. Otobüslerde fark edilmeden kesilen saçlar yüksek fiyatlarla perukçulara satılıyormuş.

Sen Diago'da hırsızlık yaparken yakalanan bir kadın polislere eğer kendisini bırakmazlarsa nefesini tutarak kendini boğacağını söylemiş. Polisler isteğini yerine getirmeyince ölene kadar nefesini tutmuş.
Meksika gazetelerine çıkan bir habere göre Sağlıklı Yaşam Merkezi sahibi bey, vasiyetine mezarlığın sigara içilmeyen bölümünde gömülmesini ekletmek istemiş. Böyle bir bölüm olmadığını duyunca eyalet görevlilerini dava etmiş.
Amerika'da adamın biri süpermarkete girmiş ve aldıklarını bin dolar ile ödemek isteyince yakayı ele vermiş. Polislerin tutukladığı kalpazan 1969 yılından bu yana Amerikan dolarındaki en yüksek paranın 100 dolar olduğunu unutmuş.
İrlanda Belfast'ta yapılan yemek festivalinde domates kılığına giren Belediye başkanı bir kadının üzerinden atlamak isterken kadının üzerine düşerek yaralanmasına neden olduğu için tazminat davasıyla karşı karşıya kalmış.
İngiltere'de Hukuk fakültesi öğrencisi eşcinsel genç, telefon bankacılığı ile hesaplarını kontrol etmek istemiş. Görevlinin sesini erkeğe benzetmemesi yüzünden işlemi yapılmadığı gibi hesabının dondurulduğunu öğrenmiş.
Aşağılandığını ve ayırıma uğradığını düşünen İngiliz eşcinsel bankanın resmi özürde bulunması için mahkemeye başvurmuş.
Son haber bizden olsun.

6 Aralık 2010 Pazartesi

AV MEVSİMİ



Filmin adı Av Mevsimi.
Şener Şen, Cem Yılmaz, Çetin Tekindor, Melisa Sözen ve Okan Yalabık oynamışlar. Kast yerine çok güzel oturmuş. Oyuncu seçimi iyi yani.
Ama daha sinemaya girdiğim anda bir olumsuz hava sardı beni. Koltuklar çirkin bir sarı, gözü yoruyor. Bazı çocuklu evlerde kir tutmasın diye alınan koltuk takımlarına benziyor, üstelik deri. 
Yerimize geçip oturduk. Bilet alma işini "Beyefendiye" vermiştik. O da mütevazılık yapacağım diye bir sürü boş yer varken, gitmiş en dipten üç yer almış. 
Kızımın elinde Jelibon poşeti. Jelibonu alan  küçüğü değil en büyük kızım. Küçükler gelmedi zaten.


Işıklar karardı. 
Bataklık, arka sahnede bir kız sesi "Gölgem bile kalmadı bu dünyada" diyor.
Film Ahmet Ümit polisiyelerine benzer bir tarzda başladı. Ama hızlı ve sürükleyici devam etmedi. Şener Şen neredeyse hiç yürümeyecek. Cinayet masası komiserinden ünlü dizi kahramanı, Komiser Kolombo tarzında dolaştı. Farklı olarak üzerinde buruşuk pardösü yerine ütülü pardösü ve gözlük var.
Cem Yılmaz sadece komedi yapmazmış onu fark ettim ama filmde yaptığı en küçük bir espride bile insanlar kahkaha atma eğiliminde. Okan Yalabık çömez polisi çok güzel oynamış.
Ve fakat, film bana biraz ağdalı geldi. Özellikle son sahnelerdeki uzun konuşma replikleri sıkıcıydı. 
Bu arada film boyunca kızım jelibon yedi. Ama jelibonun paketi kağıt olduğu için elini her poşete soktuğunda çıkan hışırtı sinirlerimizi bozdu. "La Havle" çekip sabır göstersem de sonlara doğru "Beyefendi" jelibon isteme bahanesi ile poşeti elinden alıp bir daha geri vermedi.


Filmin bence en güzel sahnesi emekli olan bir polis için yapılan yemekte söylenen "Haydi haydi" isimli Kazım Koyuncu türküsüydü. Nasıl daha önce keşfetmemişim. Hayret.
Av mevsimine gidin ama Şener Şen, Çetin Tekindor, Cem Yılmaz'ın olduğu bir film olağanüstüdür fikriyle değil de polisiye bir film izlemek için gidin.
İyi seyirler.