5 Nisan 2016 Salı

İpana Luxe Perfection Beyazlatıcı Diş Macunu yorumlarım

Doğru makyaj, dolgun kirpikler, bakımlı bir cilt, hacimli saçlar… En önemlisi de beyaz dişlerle sağlıklı, güzel bir gülümseme! Bu yüzden diş bakımına ve beyaz olmasına oldukça özen gösteriyorum. Sürekli yeni ürünleri deneyimlemeyi de seviyorum. Burada raflarda gözüme çarpan ve Amerika’nın en büyük diş macunu markası olan Crest aslında Procter and Gamble’ın Türkiye’de sunduğu İpana markasıyla tamamen aynı içeriklere sahipmiş. Dünyada ilk defa beyazlatıcı bantları üreten bir marka olduğu için 3 boyutlu Beyazlık ailesi oldukça ilgimi çekti. Son zamanlarda market alışverişine gittiğim her mağazada ve televizyonlarda sıklıkla İpana’nın yeni ürünü olan Perfection’a denk gelince ve özellikle 3 günde %100’e kadar lekesiz iddasını duyunca denemek istedim ve hemen aldım.

İpana’nın en hızlı ve en güçlü beyazlatıcı diş macunu ünvanına sahip bu diş macunu ile deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Diş hekimimin de daha beyaz bir diş için önerdiği İpana 3D White Perfection ile güvenle, bembeyaz gülebiliyorum.
Perfection diş macunu 3 Boyutlu Beyazlık ailesinin en ileri ve etkili beyazlatıcı diş macunu teknolojisini içeriyor. Böylece diş minesine zarar vermeden sadece 3 günde diş yüzeyindeki lekeleri %100’e kadar etkin biçimde çıkarıp ve bembeyaz bir gülümsemeye sahip olmamızı sağlıyor.
Performansına gerçekten çok şaşırdım. Etkisi inanılmaz! İlk kullanımdan itibaren bile diş yüzeyindeki lekeleri çıkarma etkisini farkediyorsunuz. Keskin nane tadıyla ferahlığı sağlıyor, böylece uzun süre ferah bir nefese de sahip oluyorsunuz. Beyazlatma etkisi bu kadar iyiyken diş mineme hiç bir zarar vermediğini bilmek de çok güzel.


Procter and Gamble’ın tüm dünyada pazara sunduğu en gelişmiş beyazlatıcı diş macunu olan 3 Boyutlu Beyazlık Luxe Perfection İpana ile Türkiye’de de raflarda yerini aldı. Denediğinizde bana hak vereceksiniz:) Kullanmadan kesinlikle inanmazdım, deneyince etkisini gördüm ve mükemmel sonuç aldım.

Tam bir bakım sağlamak için aynı ailenin Oral-B 3D White Luxe ağız bakım suyunu da kullanıyorum. O da diş macunu ve fırçasının ulaşamadığı alanlardaki lekeleri bile çıkararak uzun süre, keskin bir ferahlık sağlıyor.

Unutmadan küçük bir not ekleyeyim; P&G ve İpana ürün performansına o kadar güveniyor ki, memnun kalmazsanız paranızın 2 katını iade ediyor. Bu nedenle beyazlatıcı etkisini kendiniz de görün diye bence gerçekten denemeniz gereken bir ürün.
Ürünü satın almak isterseniz tıklayınız!


P.S. Bana bu bilgiler yetmedi, ağız ve diş sağlığı üzerine daha çok şey merak ediyorum diyenleri aşağıdaki siteye alalım. 
http://www.agizbakimuzmani.com/
#ipanaperfection  #gülüşünügöster
İçerik Kaynak: http://kokoshgirl.com/
Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=B7MDJzarokU

Bir boomads advertorial içeriğidir.

9 Mart 2016 Çarşamba

KÖPEK GEZDİREN ZEVATLAR


Bahar ayının başlamasıyla her ölümlü kadın gibi bende de bir telaş aldı ki sormayın.
- Eyvah! bu kiloları nasıl vereceğim?
Kendimce geliştirdiğim yöntem akşam 7'den sonra yememek ve yürümek. Sabah evden çıkıyorum büyükçe bir daire çizip, dönüyorum. Bu yürüme yolumun üzerinde yola paralel genişçe yaya kaldırımı var. Burada benim gibi yürüyen bir çok kişi var ve bunların içinde  köpeklerini gezdirenler çoğunlukta. Bazı köpekler küçücük, sahiplerine yetişmek için koşuşturuyor, bazı köpekler de sahiplerini koşturuyor. 
Şöyle yukarıdan bakıldığında çağdaş, modern bir şehirde olması gereken bir durum gibi görünse de aşağıda hiç de hoş bir görüntü yok. Bu yürüyüşlerim arasında köpek kakalarına basmamak için ciddi çaba sarf ediyorum. Yol boyunca yere baksam midem bulanıyor, bakmasam nereye basacağım belli.
Kulaklarında kocaman kulaklıklar, tasmalarının ipini iyice salmışlar biri korkar mı, çekinir mi umurlarında değil. O sırada müdahale edip uyarsan yobazlıkla suçlanacağın kesin. 
Sözde hayvanları çok seviyorlar, aksi düşüneni eleştiriyorlar. Hayvanın pisliğini toplamasını söyleyemezsiniz bile, öyle büyük tepki verirler ki anında cahil, anlayışsız ve nefret dolu olursunuz. Hatta biri çıkıp: "hayvanları sevmeyen insanları da sevmez." diyebilir. iyi de sizin köpeklerinizi gezdirdiğiniz ve yayaların yürümesi için yapılan yerde rahatça gezemeyecek miyiz?
Bu yazdıklarımda hayvan sevmediğim anlaşılmasın, tersine çok severim ve yıllar önce evimizde ailemizin maskotu "Yalaka" isminde köpeğimiz vardı. Dahası Sapanca gibi bir kasabada kedi, köpek, at, eşek, inek, kirpi, börtü böcek içinde büyüyen biri olarak apartmanların içinde genellikle kullanılmayan bir metrekarelik tuvaletlerde hapis edilen köpekleri düşündükçe içim parçalanıyor. Çalışan sahiplerini akşama kadar o daracık yerde bekler, akşam şayet sahibi yorgun değilse küçücük bir turun ardından aynı yere tıkılan köpekleri de duymuşluğum var.
Aslında köpekler doğaları gereği kaka yapacakları zaman patileriyle toprağı kazarak yer yapar ve işleri bitince pisliklerini kapatırlar. Fakat onları toprakta eşeleyecekleri yerler yerine betonda gezdirdikleri için köpeklerin doğalarıyla da oynamış oluyorlar. Ve tasmalarıyla köpeklerini gezdiren zevatlar yerdeki pisliklere aldırış etmeden sözüm ona modern kadın- adam imajı sergiliyorlar. 
Ne diyeyim Allah akıl fikir versin.
Not: Yukarıdaki resim İsveç prensesine ait. 

14 Şubat 2016 Pazar

14 ŞUBAT BAHANELERİ


Bugün 14 şubat Sevgililer günü. Şimdi bu gibi günler emperyalist ülkelerin az gelişmiş ülkeleri sömürme şeklidir diye düşünenler olabilir. Ben buna katılmıyorum. Öyleyse emperyalist ülkelerin son moda arabalarını, telefonlarını, televizyonlarını, bilumum yeniliklerini de almayalım. Hatta bazı yenilikleri onlardan önce alıyoruz. O yüzden çifte standart yapmaya gerek yok. Özel günler adı üzerinde hatırlanmak, sevildiğini hissetmek, mutlu olmak ve mutlu etmek üzerineyse kime ne zararı var. Sevgilinize bir çiçek, bir çikolata, uzaktaysanız güzel bir mesaj atmak, arayıp onu sevdiğini söylemek kaça mal olur? Hem mutlu etmek geçicidir, o mutluluk size de geçer.
Sonra sevgililer günü sizce sadece karşı cinsle olan sevgiyi mi ifade ediyor. Anne ve babanızı arayıp şöyle deyin mesela;
- "Beni dünyaya getirdiğin, beni sevdiğin için teşekkür ederim sen  benim sevgilimsin seni çok seviyorum."
Alın size sevgiliyi mutlu etmek için bir bahane. Yani özel günlere karşı olmak için bir neden yok. Rahat olun...

Facebook'ta garip ve bana göre son derece gereksiz bir uygulama var. Arkadaş olduğunuz kişinin sizin tanımadığınız kişilerle yazışmalarını da görmek zorunda kalmanız. 
Efendim Arkadaşınızın arkadaşı kendi arkadaşlarıyla kahvaltı paylaşmış, arkadaşınız da beğenmiş, hoop benim sayfamda görünüyor. Görüntü kirliliği, gereksiz bir sürü resim vs...
Fakat sabah Facebook'ta bir resim çıktı karşıma. Birbirlerine sarılmış 40 yaşlarında bir çift gülerek objektife bakıyorlar. Sanırım evlerinin bahçesinde çektirmişler bu resmi. Sapanca'dan bir tanıdığımın tanıdığı..
Sapancalı biri olarak bilirim ki çok azı hariç erkeklerimiz öyle eşlerine sarılıp resim paylaşmayı sevmez, adamın da karısının ısrarı ile bu pozu verdiği tek kaşını kaldırmasından belli. Buraya kadar iyi... Bundan sonrası bloğuma konu olduğu için yazıyorum zaten.
Resmin altında şöyle yazıyor; "E... Kebap salonu sevgililer günü için en mutlu 4 çifti ücretsiz restoranlarında ağırlayacak. Resmimizi beğenirseniz bu mutlu çift biz olabiliriz."
Yani tek kaşı sinirden havaya kalkmış bir adam ve ona nereden sarılacağını bilemeyen mahcup bir kadın resmini beğenmemiz isteniyor. Maksat bedava yemek yemek. Bakıyorum beğenen henüz 23 kişi. Kadının arkadaşı 117, işin içinden çıkamadım. Elim Like butonuna gitti, tanımadığım bu çifti beğendim. Bu sayede hayatlarında küçücük mutlu bir değişiklik olacaksa katkım olsun istedim. 
14 Şubat hayatınıza ufacık da olsa bir değişiklik getirecekse sevdiklerinize onları sevdiğinizi söyleyin çünkü sevgi güzel bir şey. Ne güzel söylemiş Cemal Süreya:
"Açık çay içerdi hep, demli olunca bardağın diğer tarafından beni göremezmiş, öyle derdi..." 




25 Ocak 2016 Pazartesi

MUSTAFA KOÇ


Bundan 10 yıl kadar önce yine böyle bir kış günü Hıncal Uluç'un köşesinde çok bahsettiği Büyük Çekmece yakınlarında  Kilis yemekleri ile ünlü bir restorana gitmiştik. Günlerden pazar olmasına rağmen belki de kış olduğu için içerisi kalabalık değildi. Biz de ailece yola bakan pencere kenarında bir masaya oturduk. 
Yemeğimizin ortalarına doğru restoranın önüne bir askeri araç yanaştı ve içinde 4-5 tane jandarma çıktı. İkisi içeriye girip mekan sahibiyle konuşurken diğerleri dışarıda beklediler. 
Bir kaç dakika sonra park yerine siyah bir jip yanaştı, içinden  sarışın gayet hoş iki bayan ve bir kız çocuğu indi. Kadınlardan birini sanki bir yerlerden gözüm ısırıyor derken masamızın önünden geçerek arka tarafta kuytu bir masaya yerleşirlerken tanımıştım.
Caroline Koç...
Yanındaki hanım da medyadan okuduğum kadarıyla yakın bir zamanda İngiliz iş adamı ile nişanlanan kız kardeşi. Onların oturmasından kısa bir süre sonra yine siyah bir Jip durdu park yerinde.  Mustafa Koç yanında müstakbel İngiliz damat ve bir korumasıyla birlikte içeriye girdi.
Bu tür görüntüler mekanda olan diğer insanların hem ilgisini çeker hem de rahatsızlık  duyar. Çünkü Türkiye'nin en zengin adamlarından biri ile aynı ortamda olmanın verdiği bir heyecan ve biz neden bu kadar zengin değiliz anasını satayım tarzı rahatsızlık.
Tam masamızın yanından geçerken çocuklara ve bize gülümseyerek selam verdi. O anda yukarına yazdığım  o rahatsızlık kayboldu gitti.
O kadar samimi ve güzel bir gülümseme karşısında onun hakkında olumsuz düşünmek imkansızdı. Aynı gülümseme ile karşılık verdiğimizi hatırlıyorum.
Biz yemeğimize devam ederken restoran sahibinin hep yaptığı gibi masaları dolaşıp hal hatır sorması sırasında eşim dışarıda bekleyen Jandarmaları sordu.
Restoran sahibi rezervasyonu aldığında jandarmaya haber verip bilgilendirmiş. "Misafirlerimin başına bir şey gelsin istemedim." dedi. Çünkü Sabancı ailesine yapılan saldırı hala gündemini koruyordu.
Yemekten kalkıp evimize giderken bulunduğumuz çevreye  göre varlıklı sayılan eşim; "Çok zengin olmak da zor iş bu kadar zenginliği istemem doğrusu" diyordu.
Eşim hiç bir zaman daha varlıklı olamadı. Çünkü kısa bir süre sonra kalp krizinden 53 yaşında vefat etti. Kızım Koç Üniversitesi Hukuk fakültesinden mezun oldu. Mezuniyet töreninde Rahmi Koç çok güzel bir konuşma yaptı . Çalıştığı şirket vasıtasıyla Koç kardeşlerin bir başkasıyla tanışma fırsatı buldu.
Ve koç ismi bizim gibi sıradan bir ailede  sık sık gündeme geldi.
Mustafa Koç'un ölüm haberini okuduğumda yakından tanıdığım birinin ölümünü öğrenmişçesine üzüldüm. Sadece güzel  gülüşü ile bizim gönlümüzü fetheden birinin ölümü üzerine  ailesinin üzüntüsünü düşünmek bile çok zor.
Mekanı cennet olsun.

14 Ocak 2016 Perşembe

FOTOĞRAFÇILIK KURSLARI NE ÖĞRETİR?


Belediyelerin meslek edindirme kursları sağ olsun evde boş oturup sıkılan kadınları, gönlündeki el becerilerini yapamayan kadınları, sosyalleşmek isteyen kadınları bir araya topladı. Burada insanlar hem bir şeyler öğreniyor hem de kendilerini ifade ediyorlar.
Ben AUZEF Tarih okuduğum için geçen yıl Osmanlıca derslerime katkısı olsun diye Osmanlıca kursuna başladım, çok faydasını gördüm. 
Bu yıl da Fotoğrafçılık kursuna devam ediyorum. Meğer biz kadınlar ne kadar da hevesliymişiz boynumuzda bir kiloluk makinelerle otu, çöpü çekmeye. Zaten telefon elimizden düşmüyor; Sözde sanatsal çalışma yapacağız diye içtiğimiz çay fincanının ucu, okuduğumuz kitaplar, gözaltı torbalarımızı saklayan flu resimlerle İnstagram - Facebook - bilumum mecralara yayılmış vaziyetteyiz. 
Eee! Fotoğraf çekip paylaşmazsak hatırımız kalır.
Valla ben neden başladım bilemiyorum ama 25 kontenjanlı sınıfa 10. asilden giriş yaptım. Ve fakat sınıfta otuzdan fazla fotoğrafçılık aşkıyla yanan ölümlü bulunuyordu. Sonra ne oldu bilemiyorum 20 ile 25 arası mevcut oluştu.
Yaş ortalaması 40...
Kadınların en çok konuşmayı sevdiği yaşlar bence 40 yaş ve üzeri. Bu düşüncem sınıftaki gürültü ile de tescillendi. 
Benim makinem CANON EOS KİSS
Beyefendinin yıllar önce Japonya'dan aldığı ve Türkiye'de satılmayan bir modeli. 
Ben bu kursa başlamadan önce fotoğraf makinesi ile ilgili bildiğim tek terim Denklanşör'dü
Bunu da havalı söyleniyor diye hatırlıyorum.

İlk haftalar yazdık çizdik makinelerimizi tanıdık. Sonra alan çalışmasına çıktık.( Bakın bu da havalı bir eylem. Adı bile güzel.)
Hoca; Kadraj diyor, Tripot diyor, Enstantane diyor, Diafram diyor...
İyi de nerede 333 diyeceğiz? Ya da ingilizce özentisi  Cheese?
Eskiden beri matematikle aram yoktur. Hoca 1/3 kuralı diyor.
Altın oran diyor, dar açı, geniş açı diyor...
...
"Hayat bizi resmen dört işlemle sınar...
Gerçeklerle çarpar, ayrılıklarla böler, insanlıktan çıkarır...
Ve sonunda topla kendini der." demiş Lev Tolstoy
Ben hayatın matematikten ibaret olduğunu unutmuşum, hatırladım.

Alan çalışmalarında  gözlemlediğim şey şuydu: Hocadan yardım almayıp resim çekenlerin çektikleri çok daha özgün ve güzel oldu. Ben kendi açımdan resim çekmekle ilgili hiç bir iddiam olamayacağını anladım. Bahanem hazır Matematik sevmiyorum.
Şimdi gelelim başlıktaki soruya cevap vermeye.
Bir kere şuna karar vermek lazım, Her kursa giden kendini Ara Güler sanmasın. 
Her kedi resmi güzel değil. Kedi çekmeden de resim çekebilirsiniz.
Fotoğraf makinesinin iyi veya kötü olması hiç önemli değil. Neyi çekeceğimizi bilmedikten sonra makinen en iyisi olmuş ne fark eder.
Boynunda makineyle dolaştığında insanların ilgisini çekiyorsun. Bu bazen hoş olabiliyor.
İzin almadan birinin resmini çekerseniz tepki çekmeye de hazır olun.
Bir hocanın nezaretinde toplu halde resim çektiğinizde aynı yerde aynı resmi herkes çekiyor, sizin çektiğinizin bir özelliği kalmıyor.
Bir yerde fotoğrafçılık ile ilgili muhabbet açılırsa Vizör, Full Frame, Diagonal, Bayonet gibi terimleri rahatlıkla söyleyebilirsiniz. 
Bonus olarak güzel dostluklar edinebilirsiniz.
Kısacası Fotoğrafçılık kursları iyidir, fakat hep resim çekmek, çekmek, çekmek gerekir.






21 Aralık 2015 Pazartesi

Yeni Yıl İçin Alınabilecek En Güzel Hediye

Şimdi yazının başlığına bakıp hemen uçak, araba, sonsuz para diyeceğimi düşünüyorsunuz biliyorum ama bu sefer başka bir hediyeden bahsedeceğim. Yılbaşı yaklaşırken evde aile üyeleri tarafından gizli gizli işler çevrilmeye başlar. Herkes kendi hediyesini en güvenli yere saklamaya çalışır aynı zamanda diğerlerinin hediyelerini bulmaya çalışır. Bu yıl evde yılbaşı için hediyemi biraz erken buldum. Gardırobun en arkasında hışırdayan bir torba içerisinde hediye saklanırsa olmaz.
Neyse ben şu hediye kısmına geçeyim. Daha gelmeyen yılbaşının hediyesi: Oral-B şarjlı diş fırçası. Denemeye çekiniyordum ama hediye gelince keşke daha önce alsaymışım dedim kendi kendime.
Oral-B, profesyonel diş temizleme aletlerinden esinlenerek tasarlamış bu şarjlı diş fırçaları ile mükemmel bir temizlik deneyimi sunuyor. Diş plaklarını temizlemekte manuel fırçalardan çok daha etkili bir sonuç veriyor, ilk kullanımdan sonra bile daha önce sanki hiç bu kadar iyi dişlerimi fırçalamamışım gibi hissettim. Üç boyutlu oynar başlık sayesindeyse normal bir fırçanın yapamayacağı kadar hareket edip, normalde ihmal ettiğimiz ulaşamadığımız yerlere bile ulaşıyor. Fırça başlıkları dişleri tamamen sararak birçok noktaya temas ediyor ve muhteşem sonuçlar almamı sağlıyor.
Ağız bakımına çok önem veren birisi olarak bu benim için en iyi yılbaşı hediyesi oldu. Siz de yeni yılda sevdiklerinize Oral-B şarjlı diş fırçası hediye ederek onları mutlu edebilirsiniz.
Ürünleri incelemek ve yılbaşı indiriminden yararlanmak için tıklayınız. Bu arada, Burcu Esmersoy'lu videosunu da paylaşmadan duramadım :)

Bir boomads advertorial içeriğidir.

3 Aralık 2015 Perşembe

Broadway'in Yeşil Devi sömestirde İstanbul'da! Shrek The Musical Zorlu PSM’de!

Kalbi de en az kendisi kadar dev olan Shrek'in beyaz perdeden Broadway'e taşınan öyküsü, Zorlu Performans Sanatları Merkezi'ne taşınıyor.


Shrek'le tanışmamıza vesile olan şimdilik toplam dört filmin animasyon dünyasındaki yeri ve önemini tartışmaya gerek bile yok. DreamWorks tarafından William Steig'in 1990 tarihli, Shrek! isimli kitabından uyarlanan serinin ilk ayağı, animasyon filmlerinin hasılat rekorlarına yeni bir çıta koydu. Aynı zamanda endüstrinin kalite standartlarını da hayli yukarı çekti. Sadece çocukların değil, her yaş kategorisinden izleyicinin fenomeni haline gelen Shrek'in bu başarısı, yeşil devin, bilgisayar oyunları ve çizgi romanlara da konuk olmasını sağladı.

Shrek'in güçlü kolları sonunda Broadway'e kadar uzandı. Dünyanın en prestijli sahnesi, Shrek ve arkadaşlarının hikayesini tam bir yıl boyunca misafir etti. Eleştirmenlere ise bu harika müzikal uyarlamaya tam puan vermek düştü. Jeanin Tesari'nin bestelediği müzikleri, David Lindsay-Abaire'nin yazdığı şarkı sözleri ile ilk saniyesinden son saniyesine kadar benzersiz bir deneyim yaşatan Shrek Müzikali, çok prestjli Tony Ödülleri'nin yıldızlarından biri oldu. Tim Hatley'nin tasarladığı harika kostümler, Shrek Müzikali'ne En İyi Kostüm dalında fazlasıyla hak edilmiş bir ödül getirdi.


Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde deneyimleme şansını yakalayacağınız Shrek Müzikali, toplam 22 şov boyunca her yaştan Shrek hayranını misafir edecek. 10 konteynerlik dev seti, 60 kişilik kadrosu ve canlı orkestrası ile müzikal tarihinin en ihtişamlı ve eğlenceli yapımlarından biri olan Shrek Müzikali'ni orijinal dilinde, Türkçe üstyazı ile beraber izleme şansını kaçırmayın.
Müzikali beklerken Shrek'le ilgili önemli satırbaşlarını tekrar gözden geçirmekte fayda var.
-William Steig'in 1990 tarihli Shrek! isimli kitabının hakları, ilk olarak Steven Spielberg tarafından 1991'de satın alındı.
-1995 yılında Shrek'in beyaz perde uyarlaması için çalışmalar başladı.
-Shrek'i selendirmesi için seçilen ilk kişi, ünlü komedyen Chris Farley'di.
-Farley, 1997'de hayatını kaybedince Shrek'in seslendirilmesi görevi Mike Myers'a verildi.
-Serinin ilk filmi, toplam 484.4 milyon Dolar'lık gişe hasılatıyla kendi arenasında bir rekor kırdı.
-Shrek, Akademi Ödülleri tarihinin ilk En İyi Animasyon Film Oscar'ını 2001 yılında kazandı. En İyi Uyarlama Senaryo dalında ise aday oldu.
-Shrek, Mayıs 2010'da Hollywood Bulvarı'ndaki Şöhret Yolu'nda kendine ait bir yıldıza kavuştu.
Shrek The Musical, Türkiye'de ilk kez 22 Ocak - 7 Şubat 2016 tarihleri arasında orjinal dili ve Türkçe üstyazı ile Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde!

Detaylı bilgi almak için tıklayabilir, ön satış fiyatlarını kaçırmamak için hemen satın alabilirsiniz.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

16 Kasım 2015 Pazartesi

GÜRCİSTAN'A NEDEN GİDİLİR?


Avrupa'da bu kadar ülke varken, henüz onların hepsini gezmemişken duygusal bir bağınız, iş seyahatiniz yoksa turistlik amaçlı olarak Gürcistan'a neden gidilir?
Valla çok güzel gidilir. 
Öncelikle tıpkı Kıbrıs'a gider gibi nüfus cüzdanınızla gidebiliyorsunuz. Pasaport vize gerekmiyor. Seyahatiniz için öyle uzun günler ayırmanıza gerek yok. Mesafe kısa ve önceden gideceğiniz yerleri programladıysanız iki gün yetiyor. Avrupa kadar pahalı bir yer değil.
Ben baba tarafından Batum kökenliyim, Beyefendi de Gürcü. Doğal olarak biz kökenlerimizin bulunduğu coğrafyayı merak ettik. 
Gürcistan'ı araştırırken ilk aklımıza gelen yer Batum olduysa da, Başkent Tiflis'te karar kıldık.

Türk Hava Yollarının haftanın her günü Tiflis'e seferi var. Fakat Tiflis'e biraz haksızlık yapıp uçağı neredeyse Yeşilköy'ün dışına çıkartmışlar. Bizi uçağa götürecek arabalara bindiğimizde yol o kadar uzadı ki beyefendi ile kendi aramızda "herhalde Tiflis'e arabayla gideceğiz" diye şakalaştık. 
İstanbul- Tiflis arası yaklaşık 2.5 saat. 
Tiflis havaalanı TAV tarafından yapılmış, şehir merkezine uzaklığı 17 km. Havaalanının dışında taksiler bekliyor. Gelmeden önce yaptığım araştırmalarda taksimetre olmadığı için şoförler 20 Lari olması gereken yol için fazla ücret isteyebilirler, pazarlık yapın deniyordu. 
Allahtan bizi şehre götürecek olan şoför 20 Lari istedi ve pazarlığa gerek kalmadı. Bu arada Gürcistan para birimi Lari (GEL) bizim kurumuzdan biraz daha değerli. yani 1 Lari, 1.20 liraya denk geliyor.

Yol boyunca beyefendi şoförle gürcüce konuşarak şoförün sempatisini kazandı. Sadece yolda değil kaldığımız 2 gün boyunca hemen hemen hiç İngilizce konuşmadı. Kendisi Gürcüceyi güzel konuşamadığını söylese de benim ingilizcemden çok daha iyiydi. 
Tiflis 1 milyon 500 bin nüfuslu biraz Rus etkisine sahip, biraz bize benzeyen, ama bizlerden daha sakin insanların yaşadığı bir yer. Döndükten sonra öğrendiğime göre en emniyetli başkentlerin başında geliyormuş.
Rustaveli Caddesi en ünlü caddesi ve caddenin sağında solunda tarihi binalar, kiliseler, opera ve bale salonları var.

"Tbilisi Loves You" internet ağı  günde yarım saat boyunca ücretsiz kullanılabiliyor. Şehrin farklı bölgelerinde de ücretsiz internet ağları mevcut. 
Şehir içinde taksi ücretleri 5 Lari fakat taksi ile bir yere gitmeye pek ihtiyaç  duymadık, her yere yürüyerek gittik. 
Tiflis'te ne yenir?
İtiraf etmeliyim ki, ben yemek konusunda umutsuz vakayım. Gezmeyi, farklı kültürleri  bu kadar sevip de yemek konusunda  bir o kadar gelenekçi olduğum için önereceğim fazla bir yer yok. 
Haçapuri ve Hınkal bilinen gürcü yemeklerinden bazıları. Haçapuri bir çeşit peynirli pide. Yalnız peynirleri tuzsuz. Hınkal ise Çin mantısına benziyor, ben pek beğenmedim ama beyefendinin pek hoşuna gitti. 

Peki Tiflis'te nerelere gidilir?
Caddeleri çok geniş ve trafik çok az olmasından dolayı mı bilemiyorum ama bu şehirde trafik ışığı görmedim. 
Mother of Georgia; Bir elinde kılıç, diğer elinde üzüm olan kadın heykelinin bulunduğu teleferikle çıkılan seyir tepesi. Bu heykelin anlamı "şehre dost olarak geldiyseniz size şaraplarımızdan ikram edebiliriz. Düşman olarak geldiyseniz kılıcımız her zaman hazırdır." 

Mitatsminda Parkı: Füniküler ile çıkılan bir tepe üzerine kurulmuş büyük bir park. İçinde balmumu müzesi, dönme dolaplar, oyun parkları, orman içinde yürüme parkurları, irili ufaklı restoranlar, Tiflis'i daha geniş açıdan görmenizi sağlayan seyir terası bulunuyor. 
Biz buraya bayıldık...
Öyle uzun uzun şehri seyrettik, bin bir düşünceler içinde.

Tepeden şehri seyrederken Bizans - Hazar ordusunun ele geçirdiği Tiflis'i, Selçuklu ordularının ele geçirdiği Tiflis'i, Moğol istilasındaki Tiflis'i, Osmanlı- Safevi savaşlarında sürekli el değiştiren Tiflis'i, Rus egemenliği altındaki Tiflis'i ve nihayet özgürlüğünü kazanmış, yorgun ama umudunu yitirmemiş Tiflis'i görmek gerekirmiş dedik.
Ünlü yazar Şota Rustaveli'nin kraliçe Tamar'a olan ümitsiz aşkını öğrendik Kura nehri kıyısında bir sahaftan aldığımız kitaptan. 
Sonra Uzaklarda gözümüze çarpan kiliselerin siluetleri... 
Keşke dedim  bir iki cami de görünseydi bu siluetlerin arasında Selçuklu ve Osmanlıdan kalan...





17 Ağustos 2015 Pazartesi

GARİP BİR EVLENME TEKLİFİ VE POLİTİK REDDEDİLİŞ


Tarihle biraz ilgisi olan veya olmayan Hun İmparatoru Mete'nin adını duymuştur. Hun İmparatorluğunun kurucusu Teoman'ın ( Tuman) büyük oğlu ve veliahdı.
Muhteşem Yüzyıl dizisiyle öğrendik ki Veliahtlık pek de tekin bir konum değil. Her an kendi çocuklarından birinin imparator olmasını isteyen üvey anne doldurmasıyla başınız gövdenizden ayrılabilir. Mete de üvey annesinin planlarından nasibini alarak komşu ülkeye rehin olarak yollandı. Babası o ülkeye ( Yüeçiler) savaş ilan ederek oğlunun orada öldürülmesini sağlayacaktı.

Mete bu planı öngörerek oradan kaçtığı gibi, kendisine sadık olan askerleri sayesinde bir av esnasında babasını öldürttü ve başa geçti.
Hun tarihinin en parlak dönemi Mete sayesinde yaşandı. MÖ 190 yıllarında Çin'e yaptığı baskınlarla Han sülalesine korku salmışken İmparator Gaozu ölünce ülkeyi imparatoriçe Lü yönetmeye başladı.
Çinliler binlerce yıldır krallıkları, savaşları, elçileri, komşuları, dostu düşmanı, otu, çöpü, geceyi, gündüzü, en küçük bir olayı bile bambu ağaçlarına, kaplumbağa kabuklarına, kemiklere sonra da kağıdı icat ederek her şeyi kayıt altına aldıklarından Mete'nin biraz tehditkar, biraz da kaba bir üslupla yazdığı evlenme teklifi günümüze kadar ulaştı.

"Irmaklar göller arasında doğdum; sığırlar, atlar arasında geniş bozkırlarda büyüdüm. Sık sık Çin sınırına geldim ( Çin sınırına akınlar düzenledim) Şimdi de Çin'i ziyaret etmek isterim. (Çin'i almak istiyorum) Siz majesteleri yalnız oturuyorsunuz. Ben de tek başıma ayaklar üzerinde duramayan biri olarak yalnızım. Bizler için artık bir mutluluk kalmadı. Neyiniz yoksa vermek, neyiniz varsa karşılıklı değişmek isterim."
Han İmparatoriçesi bu tehditkar mektup karşısında Mete'ye savaş açmak, elçiyi öldürtmek istemişse de bunun sonuçlarından çekinmiş ve tarihteki en politik ret cevabını vererek olası bir savaşı önlemiştir.
"Şan- Yü Moutun benim yıkılmaya yüz tutmuş sarayımı unutmamış. Sarayımı şimdi endişe ve korku salmış bulunuyor. 


Çok yaşlandım; nefes darlığım da var. Saçlarım ve dişlerim de döküldü. Adımlarım normal yürüyüşümü kaybetti. Şan- Yü beni yanlış anlamasın, sana layık olmasa da dört atla çekilen imparatorluğa mahsus iki araba gönderiyorum."
...

Not: Mete internette arandığında yukarıdaki resim çıkıyor. Fena bir adam değilmiş. Ama Çin İmparatoriçeleri için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Evlenme teklifini reddettiğine göre özgüvenlerine hayran olmak gerekir.

11 Mayıs 2015 Pazartesi

Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar “Biz Mektup Yazardık” Sergisi’nde!

İş Sanat Kibele Galerisi’ndeki “Biz Mektup Yazardık” Sergisi geçmişi günümüze taşıyor.
Bursa’nın ufak tefek yolları
Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
Tepeden tırnağa şiir gülleri
Yiğidim aslanım burda  yatıyor
İşte mürekkep bu dizelerdeki gibi damlar Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun kaleminden… Sanatçı, 64 yıllık hayatına sığdırdığı sanat tutkusunu, aşklarını, sevinçlerini, hüzünlerini, dostluklarını çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği Anadolu’nun naifliğiyle yakın dostu Nâzım Hikmet’e yazdığı bu dizelerdeki gibi aktarır kâğıda ve tuvallere… Onun şiirlerindeki ve tablolarındaki narlar, dutlar, ayvalar kimi zaman sevdiği kadına duyduğu özlemi kimi zamansa amansız bir kara sevdayı anlatır. Babasından Batı Edebiyatı’nı, annesinden Yunus Emre’yi, Karacaoğlan’ı öğrenen sanatçı Anadolu’nun toprak damlı evlerinden, İstanbul’un martılarından, köpüren denizinden, Âşık Veysel’in sazından dem vurur…
Bedri Rahmi Eyüboğlu iç dünyasını tuvallere ve şiirlere aktarırken sanat, edebiyat, siyaset ve iş dünyasının önemli isimleriyle gerçekleştirdiği, yaşadığı döneme ışık tutacak mektuplaşmaları da tarih yolculuğundaki yerlerini alıyor.  Güzel Sanatlar Akademisi’nde başlayıp Paris’te süren eğitim hayatından, resim tutkusunun peşinden gittiği Anadolu’daki yurt gezilerine kadar sanatçının yaşamından birçok kesiti yansıtan mektuplar, “Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar - Biz Mektup Yazardık” Sergisi ile İş Sanat Kibele Galerisi’nde ilk kez gün yüzüne çıkıyor.
Sergi, hem sanatçının kaleme aldığı hem de kendisine gelen yüzlerce mektubun Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından uzun soluklu ve titiz bir çalışma ile kitaplaştırılmasına paralel olarak hayata geçiriliyor. Sanatçının gelini Hughette Eyüboğlu’nun hazırladığı, editörlüğünü Rûken Kızıler’in üstlendiği kitabın ve serginin tasarımı Emre Senan tarafından gerçekleştirildi.
Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Avrupa’da öğrenci olduğu günlerden Akademi’de öğretmen olduğu günlere pek çok anıyı barındıran mektuplar, orijinal olarak sahiplerinin kendi ifadeleriyle ve kendi imzalarıyla ziyaretçilere ulaşıyor. Sadece ressam ve şair olarak değil mozaik, seramik, vitray ve yazma sanatçısı, heykeltıraş, öğretmen ve yazar kimlikleriyle de sanatımıza kalıcı eserler bırakan Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun pek çok isimle sürdürdüğü yazışmaları aynı zamanda sanatçılar arasındaki kuvvetli bağı da gözler önüne seriyor. Her biri tarihi belge niteliğindeki mektuplar; sanatçıların o dönemde yaşadığı ekonomik sıkıntılara dair fikir verirken, yaşanan zorlu koşullara rağmen gerçekleştirdikleri idealleri ile tarihe not düşürebilmeyi başarmış bu insanların umutlarını yitirmediklerini de en iyi şekilde ortaya koyuyor.
Sanatçının Nâzım Hikmet, Ahmet Hamdi Tanpınar, Fikret Muallâ, Âşık Veysel, Adalet Cimcoz, Orhan Veli Kanık, Necip Fazıl Kısakürek, İbrahim Çallı, Andre Lhoté, Fahrünisa Zeid, Abidin Dino, Reşat Nuri Güntekin, Cemal Tollu, Nurullah Berk ve Arif Kaptan ile mektuplaşmalarının her biri ziyaretçilerde ayrı bir tat bırakmayı vaat ediyor. İş dünyasının önde gelen isimleri Vehbi Koç ve Nejat Eczacıbaşı’nın mektupları da Eyüboğlu arşivinin önemli parçaları arasında yer alıyor.
Serginin bölümlerinden biri de Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun yaşamını şekillendiren iki kadın, eşi ressam Eren Eyüboğlu ve büyük aşk yaşadığı, “Karadutum” dediği Mari Gerekmezyan ile mektuplaşmalarından oluşuyor. Eren Eyüboğlu, büyük aşk yaşadığı Karadut’u sonsuzluğa uğurladıktan sonra eşinin elini bırakmayarak o zor günleri atlatmasına ve resme odaklanmasına yardımcı olacak kadar güçlü iken, diğer taraftan Mari Gerekmezyan ise ölümünün ardından bile gözlerini yaşartacak kadar sevdalı olduğu bir isim.
64 yıllık yaşamına çok şey sığdıran Bedri Rahmi… 
İş Sanat Kibele Galerisi’nde çağdaşlarıyla yazışmalarının ilk kez gün yüzüne çıktığı “Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar - Biz Mektup Yazardık” Sergisi ile anılan sanatçının hayat hikâyesi Trabzon’da başlar. Takvimler 1911 yılını gösterdiğinde Görele Kaymakamı Mehmet Rahmi Bey ve Lütfiye Hanım’ın ikinci çocuğu olarak hayata merhaba der. Asıl adı olan Ali Bedrettin, zaman içinde önce Bedir’e sonra Bedri’ye dönüşür.  Babasının görevi dolayısıyla yerleştikleri Trabzon’daki lise resim öğretmeni ünlü ressam Zeki Kocamemi tarafından keşfedilir. Sanatçı yine bu dönemde edebiyata da merak salar ve ilk şiirlerini yazmaya başlar.
1929’da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne giren Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı gibi Türk resminin mihenk taşlarının öğrencisi olma şansına erişir. Edebiyata olan ilgisinin üzerine düşer ve Ahmet Haşim’den estetik ve mitoloji dersleri alır. 1930’larda hayat onu bu kez Fransa’ya götürür. Dijon ve Lyon’da bir yandan çalışarak Fransızcasını geliştirmeye çalışırken, bir yandan da Gauguin, El Greco, Cezanne gibi beğendiği ressamların eserlerini kopya eder. Sanatçı, ileride hayatını birleştireceği Ernestine Letoni (Eren Eyüboğlu) ile de Fransa’da tanışır. 1940’lı yıllara gelindiğinde kalbine “kara saplı bir bıçak” gibi saplanan Mari Gerekmezyan girer. Asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi’nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelen Mari Gerekmezyan, Bedri Rahmi’nin bir büstünü yapar, sanatçı bu büste duyduğu minneti Mari’nin çeşit çeşit portrelerini yaparak ve ona şiirler yazarak yanıtlar. Artık bütün İstanbul ve elbette Eren Eyüboğlu bu tutkulu aşktan haberdardır. Bedri Rahmi Eyüboğlu 1975 yılındaki ölümüne kadar geçen çeyrek asrı aşkla, resimle, edebiyatla, dostlarıyla, dönemin önde gelen kültür ve düşünce insanlarıyla bir arada geçirir.
Meraklıları için 5 Mayıs - 20 Haziran arasında İş Sanat Kibele Galerisi’nde ziyaret edilebilecek “Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar - Biz Mektup Yazardık” Sergisi, sanat ve kültür tarihimizde eşine az rastlanır bir iz bırakmayı vaat ediyor. Sergide orijinal el yazılı mektuplar ve sanatçının çizimleriyle süslediği desenli zarfların yanı sıra mektuplaşılan isimlerin Bedri Rahmi Eyüboğlu tarafından yapılmış portreleri de yer alıyor. Serginin ziyaretçilerini güzel bir sürpriz de bekliyor. İsteyen katılımcılara, sanatçının desenleriyle hazırlanmış mektup ve zarflarla sevdiklerine yazma imkânı sunuluyor. Şimdi özlemle andığımız eski günlerdeki gibi mektup yazma zamanı!

Bir boomads advertorial içeriğidir.